Yukarıda da bir nebze üzerinde durulduğu gibi, الٓمٓذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ ifadeleriyle Kur’ân-ı Kerim’in yüceliği anlatılmaktadır. Zira “ittikâ edenler”in Kur’ân-ı Kerim’e sarılmaları ve onun rehberliği altında hidayete erebilmeleri için, onların nazarında Kur’ân’ın kıymet-i harbiyesinin bilinmesi lazımdır. Öyleyse burada matlup olan, Kur’ân-ı Kerim’in yücelerden yüce oluşunu hem kafamıza hem ruhumuza hem de hislerimize sindirecek şekilde gösterme olmalıdır. Mesela, ilk bakışta gözümüzün önünde rengârenk hâliyle tele’lü eden الٓمٓ’e bakalım. Mukattaât hakkında yukarıda verilen bilgiler yanında, ister الٓمٓ’in ebced yönüyle bir kısım esrara bakışı; ister onun أَنَا اللّٰهُ أَعْلَمُ şeklinde ele alınışı; ister ا’in Allah’a, ل’ın Latîf’e, م’in Melik’e delâlet etmesi ve isterse “Allah-Cebrail-Muhammed” hakikatine işarette bulunması gibi remizler, ehl-i tahkik tarafından değişik şekillerde tespit edilip ortaya çıkarılagelmiştir ki, bu yönüyle Kur’ân-ı Kerim’in büyüklüğü ilk bakışta göze çarpan الٓمٓ ile apaçık müşâhede edilmektedir. Zira ilâhî kelâm, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir vasıta ile gelmiştir. Esasen vasıta, bir teminatın ifadesidir. Bu vasıta, bütün peygamberlere vahiy getiren Cibril-i Emin’dir. O Cibril-i Emin ki, مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلهِ وَمَلَۤائِكَتِه وَرُسُلِه وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ O’na ve Mikâil’e düşmanlık yapanı Allah kendine düşman saymıştır.[24] Cibril-i Emin’in kelâm-ı ilâhiyi getirdiği Zât ise, herkes tarafından “el-Emin” olarak tanınan Hazreti Muhammed’dir. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), selim bir fıtrata, sorgulanamaz bir iffete ve eşsiz bir sıdk u emanete sahiptir. O kadar ki, kendisine vahiy geldiği zaman, kimse O’na hıyanet ve yalancılık isnadında bulunamadı ve O’nun doğru sözlü olduğunu inkâr etme yolunda herhangi bir söz söylemedi. Her ne kadar bazı cahil densizler O’na –hâşâ– “mecnun”, “sihirbaz” dediler ise de esasen bu tür yakıştırmalara kendileri de inanmıyorlardı. Bazıları ise, saygısızca, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hastalığa tutulmuş olabileceğini iddia ediyorlardı. Binaenaleyh insan الٓمٓ’e bakar bakmaz, bir tarafta Vacibu’l-Vücud, ortada Allah ile elçisi arasında bir vasıta olan Hazreti Cibril-i Emin ve beri tarafta da sıdkı ve fetanetiyle eşsiz, kimsenin kendisine yalan ve hıyanet töhmetinde bulunamayacağı kadar emanette mümtaz bir şahsiyet olan İnsanlığın İftihar Tablosu Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bulunmakta olduğunu anlar ki, şüphenin bu hakikat surlarını aşması mümkün değildir.