Ayrıca الٓمٓذٰلِكَ الْكِتَابُ ifadelerinde çok latif bir belâgat nüktesi daha vardır. Şöyle ki, her şeyden önce bu kelimeler arasında çok iyi bir tesânüt ve tecâvüb mevcuttur. Yani kelimeler birbirine dayanmakta, biri diğerinin ifade ettiği hakikate yardım etmekte ve bir mânâda onu da anlatmaktadır. Mesela, tıpkı bir yolda giderken değişik renk ve ışık cümbüşüyle yanıp sönen reklam panolarının ta uzaktan insanın dikkatini çekmesi gibi, mânâ ve hakikatini tam kavrayamadığımız “Elif, Lâm, Mîm”deki ses, soluk ve mânâlar da göz kamaştıracak şekilde daha sonra gelecek olan yüksek hakikatlere dikkat çekmektedir. “Elif, Lâm, Mîm” esrarengiz hüviyetiyle gözümüzün önünde nuranî bir meşale gibi yanıp söndükten sonra dikkatler bu ses ve soluğa doğru çevrilmektedir. Daha sonra karşımıza الٓمٓ ile sıkı bir irtibat içinde olan ve hem mahsüsiyet hem de uzaklık ifade eden ذٰلِكَ çıkmaktadır. Nihayet bundan sonra da bu iki nuranî kelimenin nazarlarımızı asıl çevirmek istedikleri ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), ona sımsıkı tutunduğumuz takdirde asla helâk olmayacağımız ve dalâlete düşmeyeceğimiz müjdesini verdiği,[22] bir ucu ve esası Allah’ın (celle celâluhu) nezdinde olan o Kitab’a dikkatler çekilmekte ve Kur’ân-ı Kerîm’e işareten اَلْكِتَابُ kelimesi gelmektedir.