İçeriğe geç

Bu, beşerî imkân darlığı içinde bir kısım sınırlar tespit ve tayin edip, “Tayin ve tespit edilen sınırların verâsı Allah’a aittir.” hükmüne vardıktan sonra, kendisi için tayin ve takdir ettiği sınırlardan da vazgeçerek hiçliğini veya acz u fakrını vurgulama adına bir mülâhaza sayılabilir. Şurası da unutulmamalıdır ki bunlar sadece birer remiz ve işaretten ibarettir.[10]

Şimdi isterseniz geriye dönelim. Evet harf, insanların düşüncelerini anlatırken kullandıkları temel unsurdur. Düşünceler, mülâhazalar belli mânâlarla anlatılır. Mânâlar kelimelerle, kelimeler de seslerle ifade edilir. Dolayısıyla mânâlar, kelimeler ve sesler, idrâkin yani “kavrama” denilen hususun rükünleri veya diğer bir ifadeyle lisanı durumundadırlar. Ayrıca bu lisanın lisanlarından biri de kişinin duygu ve düşüncelerini, aklına gelen mânâları ve tasavvur ettiği kelimeleri yazı yoluyla dile getirmesidir. İşte Kur’ân-ı Kerim, mukattaa harflerini değişik sûrelerin başında zikretmek suretiyle bütün bu temel hususlara işaret etmektedir.

Her dilin kendine göre bir alfabesi vardır ve bu alfabelerde “a, b, c” gibi harfler terkip ve heyet hâlinde değil de parça parça harfler hâlinde dikte edilir. Bu itibarla da insanların düşüncelerini ifadeye dökmelerindeki en temel rükün, harflerdir. Bu açıdan harflerin hemen her dil için böylesine büyük bir ehemmiyet ve kıymeti vardır. Bütün bunlar nazara alınınca Cenab-ı Hakk’ın değişik sûrelerin başında hurûf-u mukattaa ile “harf” gerçeğine dikkat çekmesi, harflerin beyan adına ne kadar ehemmiyetli olduğunu ortaya koymaktadır.

88