İçeriğe geç

İşte malum, maruf ve kendisinde hiçbir şüphe ve tereddüdün bulunmadığı bu büyük Kitap, هُدًى لِلْمُتَّقِينَ’dir. Yani o Kur’ân, takva dairesi içinde olan, istidat ve kabiliyetlerini heder etmemiş bulunan ve iradeleriyle Cenab-ı Hakk’ın iradesine “lebbeyk” diyenler için sırat-ı müstakime götüren bir mahz-ı hidayettir (hidayetin ta kendisidir, sırf hidayettir). Ayrıca, هُدًى لِلنَّاسِ “İnsanlar için hidayettir.”[25] âyetinden farklı olarak burada Kur’ân-ı Kerim’in müttakiler için hidayet olmasından bahsedilmiştir. Evet o, müttakiler için hem mebde hem de münteha itibarıyla ayn-ı hidayettir.

İnsanların hidayete vesileliği, Kur’ân-ı Kerim’in hidayetinin başladığı noktada biter. Söz konusu olan hidayetin mertebelerini üç madde hâlinde zikretmek mümkündür:

1. İnsanın şirk, küfür ve dalâletten, rüşd ve sırat-ı müstakime ulaştırılması.

2. Bu rüşd ve hidayetin devam ve temadisi.

3. İhsan sırrının bütün derinlikleriyle duyulup hissedilmesi.

Evet, Kur’ân-ı Kerim’in hidayeti, insanın, iradesini kullanması, Kur’ân-ı Kerim’i anlaması ve Kur’ân’ın rehberliğini kabul edip onun diriltici iklimine girmesi ufkunda gerçekleşir. İnsanların hidayet etmesi, daha doğru tabirle hidayete vesileliği, işte bu noktada sona ermektedir. Binaenaleyh insanların hidayetinde bir ölçüde sadece irşad etme söz konusu iken, Kur’ân-ı Kerim’in hidayetinde ise kişinin elinden tutup sonsuz ufuklara götürme, erdirme mânâsı söz konusudur. Burada هُدًى kelimesi, –عَادِلٌ yerine عَدْلٌ kelimesinin kullanılması gibi– ism-i fâili olan هَادٍ “hidayet edici” yerine kullanılmakta ve “Kur’ân-ı Kerim müttakilere bir mahz-ı hidayettir.” mânâsına gelmektedir.

Burada, “Kur’ân-ı Kerim, kâfirleri de içine alan bütün insanlar için bir mahz-ı hidayet değil midir?” şeklinde bir soru akla gelebilir.

116