İçeriğe geç

Denebilir ki Kur’ân-ı Mübin, hayatın bütün üniteleriyle alâkalı şüpheciliği tamamen reddetmekte ve her meselesini müşâhede ve yakîne bağlamaktadır.

* * *

Şimdi isterseniz yeniden geriye dönüp لَا رَيْبَ فِيهِ cümlesi ile ذٰلِكَ الْكِتَابُ beyanı arasındaki irtibata kuşbakışı bir göz atalım: Evet Kur’ân-ı Kerim, nuraniliğiyle mümtaz ve ذٰلِكَ kelimesi ile müşârun bilbenan olan (parmakla gösterilen) kendi mahiyetine dikkatleri çektikten sonra, لَا رَيْبَ فِيهِ ile de âdeta, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) müstesna, insanların içine gelebilecek muhtemel tereddütleri def etmek istenmiştir. O bakımdan لَا رَيْبَ فِيهِ ya bir haber, ya haberden sonra ikinci bir haber ya da müstakil bir cümledir.

لَا رَيْبَ فِيهِ müstakil bir cümle kabul edildiği takdirde mukadder bir suale cevap yeni bir cümle olur. Yani لَا رَيْبَ فِيهِ, o günkü tefessüh etmiş yığınlara bakıldığında, “Şu, kimisinin bir, kimisinin iki, kimisinin ise daha fazla puta taptığı; bazı kimselerin Kâbe’yi çıplak, bazılarının daha başka garip şekillerde tavaf ettiği; bazı kadınların bir, bazılarının üç, bazılarının on, bazılarının daha fazla erkekle evlendiği; toplum içinde fuhşiyatın alabildiğine yaygın olduğu, ahlâkî prensiplerin tamamen yıkılıp gittiği… işte böylesi korkunç bir ahlâkî belirsizliğin hüküm sürdüğü bir devirde, biz bu insanlara Kur’ân-ı Kerim’de şüphe olmadığını ve onun bir ‘Allah kelâmı’ olduğunu nasıl anlatırız?” şeklinde zihinlere gelebilecek muhtemel bir şüpheye çok mânidar bir cevap teşkil etmektedir.

106