Ayrıca ذٰلِكَ kelimesinde şöyle bir nükte daha vardır: Yukarıda da ifade edildiği gibi, ذٰلِكَ’deki ذٰ, nahiv ifadesiyle, ism-i işarettir ve mahsüsü gösterip, gözle görülebilen bir nesneyi işaretler; ortadaki ل uzaklık harfi olup Kur’ân’ın kemaline delâlet eder ve ulviyetini gösterir; sondaki hitap zamiri ك ise Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bakmaktadır. Burada uzaklık işaretindeki nükteyi işaretlemede de yarar var: Varlığı Kendinden olan Cenab-ı Vacibü’l-Vücud, Rahmaniyet ve Rahimiyetiyle bize bizden yakın olmasına rağmen, biz O’na O’nun azamet ve ulûhiyeti cihetiyle olabildiğine uzak bulunuyoruz. Dolayısıyla burada kelâm-ı ilâhî, Allah Teâlâ Hazretleri’nden gelmesi itibarıyla özünde uzaklık işareti olan ذٰلِكَ ile gösterilmekte ve bununla hem Kur’ân’ın makamının yüceliği ve yüksekliği hem de çok âlî makamlardan nâzil olduğu ifade edilmektedir. Aynı zamanda hitap zamiri olan ك ile, Efendimiz’in, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda bulunduğu ifade edilmiş, Kur’ân’ın O’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) muhatap aldığı belirtilmiştir.
Burada kelâm-ı ilâhî, Zât-ı Vacibü’l-Vücud ve Efendimiz arasındaki münasebet öyle beliğâne ortaya konmuştur ki dahası olamaz. Evet, Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın muhatabı olarak, âdeta huzurunda O’nu müşâhede etmektedir. Binaenaleyh Allah’ın, kullarına yakınlığı, Kur’ân-ı Kerim’in makamının yüceliğiyle beşere uzaklığı ve aynı zamanda Zât-ı Vacibü’l-Vücud’un onu muhatap olarak alması itibarıyla kendi yakınlığını ifade etmesinde sonsuz bir bu’d (uzaklık) içinde sonsuz bir kurb (yakınlık) esprisi görülmektedir.