Taif’de taşlanmış, başı-gözü yarılmış ve bu esnada, melekten bir teklif almış: Eğer Allah Resûlü müsaade ederse, Cibril, dağı Taiflilerin başına geçirecektir. İşte o esnada bile, mübarek vücudunu kan içinde bırakan bu insanlara karşı iradesinde bir gevşeme olmamış; aksine “Hayır!” demiş ve meleğin teklifini reddetmiştir.7 Aman Allahım! Bu nasıl iradedir ki, bu kadar zor durumda dahi, kararlılığından kıl payı inhiraf etmemektedir.
İşte bu liderle ölüme gidilir ve işte bu lider için her şey feda edilir. Çünkü insan böyle bir liderle yolda kalmayacağını çok iyi bilir. Darda kaldığı zaman arkadaşlarını terk edebilen, dün, uğruna binlerce insanın öldüğü karar ve prensipler, şimdi aynı fedakârlığı ondan beklediğinde bu prensip ve kararlardan tavizler verebilen iradesi küflenmiş insanlar nasıl lider olabilir ve bunların arkasından nasıl gidilir ki! Zaten günümüz insanını da sukut-u hayale uğratan, bu türlü -sözüm ona- liderler değil mi?
O, sapsağlam mesuliyet insanıydı, dipdiri bir irade kahramanıydı; O’na inen Kur’ân, dağlara inseydi, onları paramparça ederdi. O, müthiş bir sahib-i iradeydi.
Tebliğ vazifesiyle vazifelendirilmişti. Teker teker insanlara Allah’ı (celle celâluhu) anlatacaktı. Bu, âdeta yumurta kabuğu ile okyanusları boşaltmak kadar zor bir işti. Fakat Allah Resûlü, tereddüt etmeden bu işin altına girmiş.. fertleri insanî melekeleri ile yakalamış ve onların gönüllerine yıkılmaz tahtlar kurmuştur.