Meselâ, bir defasında düşmana ait istihbaratta bir aksama olmuştu. Düşman ordusu adet olarak ne kadardı? Bu bir türlü tespit edilemiyordu. Keşif kolu oralarda bulduğu bir adamı, yakalayıp getirmiş ve zorla konuşturmak istemişti. Ancak adam doğru söyledikçe dövülüyor, yalan söyleyince bırakılıyordu. Bu duruma muttali olan Allah Resûlü, derhal adamı serbest bırakmalarını söyledi. Sonra da adama, gelmekte olan ordunun günde yaklaşık kaç deve kestiğini sordu; adam da bildiği adedi söyledi. Efendimiz, bir deveyi kaç kişinin yiyebileceğinden çıkış yaparak, karşı cephenin asker adedini tespit etti ve stratejisini ona göre ayarladı.45
Görüldüğü gibi, Efendimiz, attığı adımını gelişigüzel atmıyordu. Düşmanın durumunu tetkik ve takip ediyor, askerini ona göre hazırlıyordu. Bu da bir erkân-ı harp için kaçınılmaz bir haslettir.
Dördüncüsü: O’nda bir harekât disiplini vardı.. ve O, bu disiplini hiç elden bırakmadı. Nereye ne zaman gidilecek, düşmana hangi vakitte taarruz edilecek, O, bunları çok iyi planlıyordu. Hayber’e gidişi de bu prensibin açık bir örneğidir. Gatafan’a gider gibi yapar, Hayber’in üzerine yürür. Gatafan, kendisine gelinmekte olduğunu zannederek, surları arkasına çekilir. Hayber ise, harbi kendisiyle ilgisiz gördüğü için hazırlıksız ve rehavet içindedir. Hele sabah vakti gözleri mahmur mahmur ve bütün uyuşuklukları üzerlerinde iken, sabah namazını eda etmiş, dua ile metafizik gerilime geçmiş Müslümanlar, onları kıskıvrak yakalamaları.. yakalayıp derdest etmeleri, hep O’nun o müthiş plan ve disipliniyle, kahve içme kolaylığında halloluyordu.46