Mekke’ye de aynı harekât disipliniyle gidilmişti. Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) dahi nereye ve niçin gidileceğinden habersizdi, hem öyle gidilmişti ki, Mekkeli durumdan haberdar olduğunda, kaçmaya dahi fırsat kalmamıştı.47 Yukarıda O’nun harplerinden misaller verirken anlattığımız ve bizim anlatmayıp da siyerin kaydettiği bütün muharebeler, aynı ölçüde bu disiplinle gerçekleştirilmiştir.
Beşincisi: Efendimiz, düşmanlarıyla öyle bir anda yaka-paça olurdu ki, böyle durumlarda hep zaman ve zemin düşmanın aleyhinde, Müslümanların da lehinde tecellî ederdi. Bu durum da yine Allah Resûlü’nün o baş döndürücü fetanetinin eseridir. Bedir’de Müslümanların yerleştiği zemin, suların bulunduğu yerdir. Müşrikler ise, susuz bir yerde kalmışlardır.48
Altıncısı: Zamanı kendi hesabına çok iyi değerlendirirdi. Meselâ, Hendekte, zamanı uzattıkça uzatmış, kış bastırmış ve Mekkeliler gerisin geriye dönmek zorunda kalmışlardır.49 Zaten zemin tamamen Müslümanların lehindeydi.
Huneyn’in zamanlaması da aynı şekilde mucizelik arzeder. Eğer kısa bir gecikme olsaydı, Müslümanlar taarruz etme fırsatını bulamayacaklar ve tamamen müsait olmayan şartlar altında müdafaa savaşı vermek zorunda kalacaklardı. Ama Allah Resûlü, ânında hareket emri verdi ve Huneyn’de zamanı Müslümanların lehinde değerlendirdi. Yine bu muharebede, düşman okçularını, yerleştikleri siperlerden çıkarıp ortaya çekmesi de, aynı taktiğin, harp içinde uygulanışıdır. Öncü kuvvet, hareketine ric’at süsü vererek geri çekilmiş, okçular da onları takibe koyulmuşlardı. Hâlbuki onların en güçlü silahları oklarıydı; mevzilerinden çıkıp ortaya dökülünce okçuların okları işe yaramaz oldu. Çünkü artık yakın dövüş içine girmişlerdi. Burada kılıçlar konuşacaktı ve tam vaktinde verilen hücum emri, zamanlama bakımından en isabetli bir vakitte olmuştu.