İçeriğe geç

Bütün bu hâdiselerle Allah (celle celâluhu), O’na güven kaynağı olarak sadece Zât’ını nazara veriyor.. ve buna gölge düşürecek her şeyi çekip elinden alıyordu. Evet O’nu, O destekleyecek ve semavî teyidatıyla O terbiye edecekti. Belki her destek ve kaide çekildikçe, Allah Resûlü, beşeriyetinin gereği bir sarsıntı geçiriyordu; ancak ileride yükleneceği o büyük vazifeyi yüklenebilmesi için, irade yönüyle de O’nun bilenmesi gerekiyordu. Ta ki bir gün bütün dünya, O’nun altından çekilse ve O boşlukta kalsa zerre kadar irkilme ve tereddüt geçirmesin!.. Eğer O, bu olmamış şeye maruz kalsaydı, hiçbir şey olmamış gibi O yine yerli yerinde olacaktı.. şayet böyle olmasaydı, Uhud’daki o sarsıntılı dönemden sonra, O’nun düşmanı takip emrini vermesi nasıl mümkün olacaktı ki? O öyle bir iradeye sahipti ki hem kendisi, hem de ashabı, o derece yaralı ve yorgun olmasına rağmen düşmanı takip ediyor ve kendisi en önde gidiyordu…

O’nun hayatının tek lahzasında dahi panik yoktur. Her biri başlı başına birer aslan, en cesur sahabenin dahi sağa sola kaçıştığı devrede O, yerinden bir adım dahi kımıldamamıştır. Evet, O’nda öyle çelikten bir irade vardı.

Mekke’de çekmediği sıkıntı kalmamıştır ama, O, sarsılmamış.. hanımı, amcası peşi peşine vefat etmiş -ki her ikisi de O’nun en büyük destekçisiydi- O’nda yine zerre kadar bir ümitsizlik ve kararsızlık olmamıştır.

303