O, öyle nuranî bir ağaçtır ki, nebiler o ağacın hayat fışkıran kökleri, veliler ise, terütaze meyveleridir. Her bir davasını, mucizelerine istinat eden bütün nebiler ve kerametlerine itimat eden bütün veliler tasdik edip imza basıyorlar. Zira O, “Lâ ilâhe illallah” der, dava eder. Bütün sağ ve sol, yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan, o nuranî zâkirler, aynı cümleyi tekrar ederek, icmâ ile mânen “Doğru söyledin ve hakkı konuştun!” derler. Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla teyit edilen bir davaya parmak karıştırsın.
O nuranî tevhid delili, nasıl ki, iki tarafın icmâ ve tevatürüyle teyit ediliyor. Öyle de, Tevrat ve İncil gibi, semavî kitaplarda yer alan yüzlerce işaret, peygamberliğinden evvel vâki olan bir o kadar bişaret, gaybtan haber veren hâtif ve kâhinlerden gelen nice şehadet ve binlerle ancak ifade edilebilecek sayıdaki mucizelerle de teyit ve tasdik edilmektedir. Bunun yanında getirdiği dinin hakkâniyeti de O’nu teyit eden başka bir delildir. Ayrıca, Zâtında gayet kemaldeki övünülecek ahlâkı; vazifesiyle alâkalı o güzellerden güzel seciye ve karakteri, bu cümleden olarak, kuvvetli imanını, sağlam itminanını ve son derece güvenilirliğini gösteren fevkalâde takvası, fevkalâde ubûdiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metaneti; davasında son derece sadık olduğunu güneş gibi ve apaçık göstermektedir.