Sümeyra (radıyallâhu anhâ) harp meydanında delicesine O’nu arıyor ve أَيْنَ رَسُولُ اللّٰهِ “Resûlullah nerede?” diyordu. O’nu görünce de, atının terkisinde kocasının ve iki çocuğunun nâ’şı olduğu hâlde dönüyor ve: “Bundan sonra bütün musibetler bana çok hafif gelir, değil mi ki sen hayattasın yâ Resûlallah!” diyordu.33
Nesîbe (radıyallâhu anhâ), elinde kılıç Allah Resûlü’nü müdafaa ederken gözü kimseyi görmüyordu. Efendimiz ona oğlunu gösterip: “Oğlunun yardımına koş!” deyince, bir oğlu olduğunu hatırlıyor, hemen koşup oğlunun yarasını sarıyor, ardından da oğlunun sırtına vurup “Haydi yavrum, Resûlullah’ı müdafaa et!” diyordu.34
Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Allah Resûlü’nü müdafaa ederken dayak yiyor, komaya giriyor. Başucunda annesi, oğlunun gözlerini açacağı ânı bekliyor.. bekliyor ama, o gözlerini açar açmaz sevdiğini arıyor ve soruyor: “Resûlullah’a ne oldu?” Anası bir kaşıkla çorba içirmek isteyince de o büyük dost, elinin tersiyle çorba dolu kaşığı itiyor ve: “Bana Resûlullah’tan bir haber getirmedikçe ağzıma bir lokma almayacağım!”35 diye yemin ediyor.
Daha yüzlercesiyle bütün bu misaller göstermektedir ki, Allah Resûlü, ashabı ve bütün ümmeti tarafından ölesiye sevilmektedir.
İşte O, bu sevgi hâlesi içinde etrafındakilere fevkalâde güveniyordu. O’nun kapısında nöbetçi, O’nun kapısında inzibat yoktu.36 Çünkü herkes O’ndan, O da herkesten emin bulunuyordu.
7. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), Daha Baştan Masumdu