İçeriğe geç

O, bir gün, bir ağacın altında istirahat ediyordu. Cesur bir düşman, O’nun yanına kadar sokuldu ve kılıcını kaldırdı, tam vuracaktı ki Allah Resûlü gözlerini açtı. Bu cüretkâr adam Allah Resûlü’ne: “Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?” dedi. Efendimiz ise, kılını dahi kıpırdatmadan gayet sakin: “Allah!!” dedi. Adam, Allah Resûlü’nün bu büyüleyici cesaretinden ürperdi ve farkına varmadan elindeki kılıcı yere düşürdü. Bu defa kılıcı Allah Resûlü aldı ve aynı soruyu ona sordu. Adamın, aman dilemekten başka çaresi yoktu.3

İşte Allah Resûlü’ndeki cesaret buudu ve işte baş döndüren o büyük teslimiyet!

Medine’de bir gürültü işitilmişti. Herkes heyecan ve korku içinde, yollara dökülmüş gürültünün mahiyetini anlamaya çalışıyordu. Biraz sonra gözler beliren bir toz bulutuna ilişti. Toz bulutu yırtılınca arasından süzülüp çıkan İki Cihan Serveri’ydi. “Korkulacak bir şey yok!” diyerek herkesi teskin ediyordu.4

İlk defa sesi O işitmiş ve herkesten evvel Ebû Talha’nın (radıyallâhu anh) atına binip süratle sesin geldiği yöne gitmiş.. tespit etmiş ve dönmüştü. Hatta Ebû Talha’nın o yürümeyen atı, üzerine Allah Resûlü binince o gece sevincinden âdeta rüzgâr kesilmişti.5 Tek başına, herkesi titreten bir gürültünün üzerine yürüyen Allah Resûlü, normal insan normlarını aşan bir harikulâdelik sergilemektedir.

Mağarada Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), O’nun adına endişelenince “İki kişi hakkında zannın nedir ki, onların üçüncüsü Allah’tır (celle celâluhu)!” demiş.. kendi hakkında endişelenen bir sinenin çıldırtan endişelerini teskin etmişti.6 Zaten evinden ayrılıp, gözü dönmüş düşmanların arasından çıkıp gidişi de apayrı bir cesaret destanı değil miydi?

301