Evet, Allah Resûlü, öyle bir ordu teşkil etmişti ki, dünya o güne kadar hayallerinden dahi geçirmedikleri bir manzara ile karşı karşıya kalmıştı. Bazen bunların kaldırdıkları kılıcın altında can verecek kimseler, kendi babaları, kendi kardeşleri ve kendi yakınları olabilirdi. Bu öyle önemli bir mesele idi ki küçücük bir tereddüt ordunun bozulmasına ve iş yapamaz hâle gelmesine sebep olabilirdi. Allah Resûlü’nün ordusunda, tek bir fert, tek bir saniye tereddüt geçirmemiştir.
Ebû Ubeyde b. Cerrah (radıyallâhu anh), Bedir’de babası Cerrah ile karşılaştı. O, babasından kaçtıkça babası da hışımla onu takip ediyordu. Nihayet babasıyla çarpışmak zorunda kalınca da: “Al Allah aşkına!” deyip onu yere indirmesini bildi.57
Evet, orada karşısına babasının çıkması, onu, dava adına verdiği karardan döndüremiyordu. Dava davadır; onun karşısına kim çıkarsa çıksın, mülayemet isteyen bazı durumlar müstesna, o, mutlaka bertaraf edilmelidir. Öyle ise, Ebû Ubeyde de başkaları da hep aynı davranacaklardı.. ve Cerrahlar bir daha karşılarına çıkmayacaktı.
Abdurrahman, babası Ebû Bekir’e (radıyallâhu anh): “Seninle Uhud’da kaç defa karşılaştım. Fakat her defasında senden kaçtım, seninle dövüşmek istemedim!” der. Hz. Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) cevabı kesin ve nettir: “Eğer ben seni görmüş olsaydım, muhakkak seninle vuruşurdum ve asla görmezlikten gelmezdim!”58