Allah Resûlü’nün mazisi tertemizdi. Resûlullah’tan kendisini töhmet altında bırakacak tek davranış sâdır olmamıştı. Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Efendimiz’in çocukluk arkadaşıydı. Eğer O’nda, ayıp ve kusur kabul edilebilecek bir fiil ve hareket görseydi, daha o, nübüvvetini ilan eder etmez, hiç ilk inanan insan olur muydu? Ve O’nun bu tertemiz ahlâkına vurulmuş olan Hz. Hatice Validemiz (radıyallâhu anhâ) de, kendisini isteyen o kadar talipli varken, Allah Resûlü’ne talip olmuştu. وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ“Temizler temizlere.”37 âyetinin de anlattığı gibi, tâhire olan anamız Hz. Hatice (radıyallâhu anhâ), tâhir ve tertemiz olan Allah Resûlü’ne denk bir zevce olmak için çırpınıp durmuş ve hayatının sonuna kadar da sadakat içinde yaşamıştır.
O’nun ahlâk ve fazileti, daha kendi devrinde dillere destandı. Mekkeli bi’setten evvel de O’nu “Emin” insan olarak tanıyordu.38 Doğruluğu ve ahde vefası herkesçe müsellemdi. Bunu Ebû Cehil de, Ebû Leheb de biliyor ve itiraf ediyordu.39 Onların aşamadıkları noktalar başkaydı. Yoksa, bütün düşmanları biliyorlardı ki, O doğru söylüyordu.
Günahsızlık O’nun ayrılmaz bir parçasıydı ve O hep masumdu. Hiç günah işlememeşti. O’nun bu sıfatına ismet bölümünde temas edildi.
Sir William Muir diyor ki: “Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) üstün bir şahsiyet ve mümtaz bir fazilet âbidesiydi. Hayatında bir kere olsun, seviyeli insanların bayağı göreceği bir davranışta bulunmadı. Hâlbuki O, devlet kurdu, devletler yıktı. Bunca hengâme içinde dahi hep edep âbidesi olarak yaşadı ve nezih bir hayat sürdü…”