İçeriğe geç

Rivayetler açısından meseleye baktığımız zaman Ebû Talib’in kelime-i şehadeti söylemeden öldüğü kesin gibidir. Buhari ve Müslim’de yer alan “Cehennem azabının en ehvenine Ebû Talib maruz kalacaktır. O (ateşten) iki nalın giyecektir ama; onun (sıcaklığından) beyni kaynayacaktır.”61 mealindeki hadis, bunun delilidir. Bu arada 2. Dünya Savaşı’nda ölen Hristiyanlar hakkında bile çok yumuşak düşünen ve bir fetret dönemi yaşandığından ötürü mazlum olarak ölen o insanların kurtulabileceklerini ihsas eden Hz. Bediüzzaman’ın bile,62 Ebû Talib’in iman edemediği ve Cehennem’de en az azaba düçar63 olacaklar arasında bulunacağı şeklindeki mülâhazası da bu düşünceyi desteklemektedir.

Mesele sahih bir hadiste, bu şekilde vuzuha kavuşturulmuş olmasına rağmen, cibilli yakınlık göz önüne alınarak farklı değerlendirmelerde bulunmaya gelince; evvelâ şunu ifade etmeliyiz ki, “Fazl-ı ilâhi ve lütf-u ilâhiden öte fazl ve lütuf, kat’iyen fazl ve lütuf değildir. Belki de bu bir zulümdür.” Burada meselenin temeli Ebû Talib’in Allah Resûlü’ne yakınlığı ya da yaptıkları değil, O’nun Allah ile olan irtibatıdır. Şayet Ebû Talib, dünyada iken bu irtibatı kuramadı ise –ki kuramamıştır– öyle ise rahmet-i ilâhiden nasip alacağını düşünmek– bizi aşar. Evet, bizim böyle bir durumda, ilâhî rahmetten ona bir pay ayırmamız, Allah’a karşı saygısızlık olabilir. Onun için değerlendirmelerde, kıstasların ve ölçülerin çok iyi tespit edilmesi lâzımdır.

109