Eğer bir din âlemşümul ise, artık o din bir yönüyle dünya çapında büyük istidatlar tarafından arızasız, kusursuz, hatta insanın kendine ve yakınlarına rağmen temsil edilmelidir ki kimsenin içinde herhangi bir ukde kalmasın. Efendimiz âlemşümul bir dinin tebliğcisi olmanın şuurunda ve onun gereklerini gözetme hassasiyetiyle de temsilin zirvesindedir. Bu meyanda O’nun tebliğ yanının bir misyon, temsil yanının da bir vazife ve sorumluluk olduğunu da hatırlatalım.
Amcasının oğlu İbn Abbas, halasının oğlu Zübeyr b. Avvam ve amcazadesi Ubeyd b. Harise gibi birer dev kamet ve liyakat sahibi kimseler, liyakatleri olduğu hâlde, başkalarının aldığını bile almadan O’nun yanında hep birer nefer olarak çalışmışlardır. Hz. Abbas, mantık, düşünce, felsefe, boy pos, güzellik, emniyet telkin edicilik gibi hiçbir eksiği olmayan bir insandı. “Bana da imaret ver.” demesi karşısında Efendimiz, “Bu vazifeyi isteyene vermeyiz.”28 buyurdu. Hz. Ali’ye ve Hz. Fatıma’ya da aynı istikamette sözler söylemişti. Evet, O’nun için söz konusu olmasa bile insanın kendi yakınlarına birer paye vermesi demek başkalarını küstürmesi ve uzaklaştırması demektir.
Dipnotlar
- 28 Buhârî, ahkâm 7; Müslim, imâret 14.