İçeriğe geç

Kur’ân, insanların yaptığı her işi yazan ve kaydedenlerin “كِرَامًا كَاتِبِينَ – Kerim ve değerli yazıcılar”6 olduğunu söyler. Ardından “Yapmakta olduklarınızı bilirler.”7 diyerek, o meleklerin başka bir vasfına dikkatlerimizi çeker. İster genel mânâda melekler, isterse, özel anlamda “Kirâmen Kâtibîn” Allah’ın emri istikametinde iş yapan, mahiyetleri her zaman kötülük ve isyana kapalı olan varlıklardır. Kirâmen Kâtibîn مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ “Onun ağzından bir söz çıkmaz ki…”8 âyetinde ifade edilen lâfızları –ki bu ağızdan çıkan ve atılan lâf demektir– yazmaktadır. Kur’ân’ın bu hakikati beyanda kullandığı kelime çok önemlidir. Buna göre lâfız yani ağızdan çıkan söz yazılmakta ama; dilek, istek, arzu, niyet veya başka bir tabirle düşünce plânında kalan şey yazılmamaktadır. Bizim mefhum-u muhalefet kaidesine tâbi olarak çıkardığımız bu mânâya Allah Resûlü bir istisna getirir ve düşünce plânında kalıp, amel safhasına intikal etmeyen müspet ve iyi şeylere de sevap verileceğini söyler.9 Bu ise, Cenâb-ı Hakk’ın bizlere olan lütûf ve ihsanından başka bir şey değildir.

İnsanın iş ve hareketlerinin kayda geçmesi, kulun ahirette, Allah önünde herhangi bir hüccet veya mazeretinin kalmaması hikmetine binaendir. Yoksa Cenâb-ı Hak, kader plânında tespit buyurduğu şeylerin olacağını/olduğunu elbette bilmektedir. Fakat “Levh-i Mahfuz” ile “Levh-i Mahv u İsbat” mutabakatının sağlanması bu kitabet işine bağlıdır. Kulun mükâfat veya mücazata istihkakı da, ancak bu suretle tescil ve tespit edilmektedir. Bu açıdan Allah, “Allâmu’l-Guyûb” olmasına rağmen, yine de “Kirâmen Kâtibîn”e vazife gördürmektedir. Zira ortada bir şehadet veya işhad meselesi, yani hiç kimsenin itirazına medar olmayacak biçimde bir tespit söz konusudur.

66