İçeriğe geç

Zaten insan, başka hiçbir sistem veya dinde değil, sadece İslâm dininde “Allah’ın halifesi” unvanıyla payelendirilmiş ve yeryüzünün halifesi olduğu vurgulanmıştır. Bununla da kalınmamış, aynı zamanda ona eşyaya müdahale etme imkânı verilerek, çalışma ve teşebbüs hürriyeti gibi hürriyetlerle de serfiraz kılınmıştır. İnsana bu derece ehemmiyet veren bir dinin insan haklarını ihmal etmesi nasıl mümkün olur ki..?

Kur’ân’da Yahudiler ve Hristiyanlar

Kur’ân-ı Kerim’de Hristiyanlık ve Yahudilik hakkında kullanılan ifadelerin çok sert olduğu iddia edilmektedir. Bence bu meseleye yaklaşırken çok dikkatli olmak gerekir. Geçmiş dönemlerde, belli Hristiyan ve Yahudilerin apaçık gerçek karşısında gösterdikleri inat, ayak direme ve düşmanlığı ifade için Kur’ân’ın kullandığı aynı üslûp, bugünün Yahudi ve Hristiyanları için de kullanılacak diye bir şart, bir mecburiyet olamaz. Bu tür âyetlerde sübût-u kat’iye arandığı gibi, delâlet-i kat’iye de aranmalıdır. Yani, bu âyetlerin Kur’ân âyetleri olduğu kesindir. Fakat, o âyetlerin ilk günden bu yana bütün Yahudi ve Hristiyanları içine aldığı kesin değildir.

İkinci olarak, Kur’ân’ın bu üslûbu, o dönemlerde kendilerini Yahudilik ve Hristiyanlığa mensup addedenlerin Yahudiliğe ve Hristiyanlığa getirdikleri yanlış yorumlarından ve o yorumu hayatlarına hayat kılmalarından dolayıdır. Daha doğrusu, dinî inanç ve düşünceyi bir düşmanlık sebebi ve malzemesi yapmalarından dolayı Kur’ân onları böyle bir üslûpla ele almıştır. Yani, Kur’ân’ın tavrı şahıslara değil, yanlış davranış ve yanlış düşünceye, gerçek karşısında ayak direyip düşmanlık üretmeye ve tasvip edilemeyecek sıfatlara karşıdır. Bu sıfatlara karşı çok daha sert ifadeleri bizzat Tevrat’ta ve İncil’de de görmek mümkündür.

106