İçeriğe geç

Kişinin bu dünyada yaşarken Cennet’in zümrüt tepelerinde tenezzüh etmesi, onun, hayatını ahirete göre plânlaması demektir. Bu duygu ve düşüncede olan bir insan, iman, mârifet, muhasebe ve murakabe kanatlarıyla her lâhza âdeta Cenâb-ı Hakk’ın müşâhedesi altında bulunuyor gibidir. Böylesi lâhutî bir iklime ulaşmak herkes için mukadderdir ve imanın diriltici atmosferinde derinleşen her fert, –Allahın inayet ve keremiyle– bu duyguyu, bütün canlılık ve enginliğiyle vicdanında duyabilir.

Sâniyen, yukarıda ifade edilen enginliklere muttali olmak, büyük ölçüde salih amelde ısrara vâbestedir. Evet, her tecrübe kendi sahasında yapılır. Meselâ, fiziğe ait hususlarla alâkalı deneyler, kimya veya biyoloji laboratuvarlarında yapılamaz; yapılsa da yanlış sonuçlar elde edilir. Aynen bunun gibi kalbî, vicdanî ve insanî letaifle alâkalı meselelerin, ancak Rabb’le irtibat sayesinde, ayrı bir vadide ve değişik tecrübelere tâbi tutularak inkişaf ettirilmesi mümkündür. İşte bunun neticesinde insanın gözünden perdeler kalkar ve insan, hakikatleri ayan-beyan görebilir.

76