Evvelâ, Kur’ân-ı Kerim’in beyanına göre, Hz. İbrahim ve Hz. Zekeriya’da çocuk sahibi olma arzusu vardı. Ben, bu arzuyu; tertemiz bir şecereden tevarüs ettikleri ilâhî bir gerçeği temsil edebilecek bir sürgün arama cehdi şeklinde değerlendirmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Zira enbiya-yı izam dünya malına ve çoluk çocuk sevdasına, onların zatlarına bakan yanlarıyla kat’iyen iltifat etmemişlerdir.
İnsanlığın İftihar Tablosu’nun; “Biz peygamberler miras bırakmayız.”49 hadisi de bu hakikate işaret etmektedir. Peygamberlerin bıraktıkları miras, peygamberlik ilmi ve nübüvvet davasıdır. Bu itibarla da onlar, kendi sulblerinden gelecek olan temiz nesiller tarafından bu kudsî davanın temsil edilmesini arzu etmiş olabilirler.
Sâniyen, onların yaşlılıklarında çocuk sahibi olmaları, diğer mucizeleri gibi esbap alaşımlı ayrı bir mucizedir. Kur’ân-ı Kerim’de Hazreti Zekeriya’nın (aleyhisselâm) mucizesine işaret eden “Zekeriya: ‘Ey Rabbim, benim nasıl oğlum olabilir? Bana ihtiyarlık gelip çattı, eşim de zaten bir kısır.’ dedi. Allah: ‘Öyledir, fakat Allah dilediğini yapar.’ buyurdu.”50 âyeti, her şeyi gayet net olarak ortaya koymaktadır. Âyette geçen عَاقِرٌ yani “hayızdan nifastan kesilmiş” sözcüğü bu mucizenin en önemli referansıdır.
Sâlisen, beşerin sıkıntılı, bunalımlı, karanlık dönemlerinde Allahu Teâlâ, insanlar arasında sürekli taze sürgünler meydana getirerek insanlığa yeni “ba’sü ba’de’l-mevt”ler yaşatmıştır. Zamanın ve beşerin iyice ihtiyarladığı bir zaman diliminde inşaallah O, yeni Yahyalar, İsmailler lütfederek, onların eliyle insanlara bir kere daha diriliş yollarını açacaktır.
Dipnotlar
- 49 Buhârî, i’tisâm 5, humus 1; Müslim, cihâd 51.
- 50 Âl-i İmrân sûresi, 3/40.