Üçüncü Bölüm İMAN ESASLARI ETRAFINDA
Güneş, Cenâb-ı Hakk’ın “Nuru’n-Nur”, “Münevviru’n-Nur”, “Musavviru’n-Nur”, “Hâliku’n-Nur”, “Mukaddiru’n-Nur”, “Müdebbiru’n-Nur”… gibi isimlerinin madde âlemindeki bir cilvesidir. Aslında, bütün varlığın özü esası da yine nurdur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde “Allah’ın ilk yarattığı şey (yani yokluğun bağrına atılan ilk varlık tohumu), benim nurumdur.”1 buyurarak bir müteşabih hakikati dikkatlerimize takdim buyurur. Nur mahlûktur. Bu açıdan nurdan yaratılmış bir varlık olan güneş de bir mahluktur ve onun yaratılışı Efendimiz’in plan ve programından çok sonra olmuştur. Evet, Nur isminin bir tecellisi olarak, Cenâb-ı Hakk’ın bütün mahlukat içinde yarattığı ilk varlık, hakikat-ı Ahmediye’dir. Bu, Efendimiz’in cismî değil berzahî ve ilm-i İlâhîdeki vücududur ki, bu kabil vücutlara “âyân-ı sâbite” denilmektedir. Dolayısıyla ilk zuhur ve ilk tecelli, hakikat-i Ahmediye’dir.
İnsanlar ahirette, güneşin nuru ile değil Cenâb-ı Hakk’ın nurunun gölgesinin gölgesi bir ziya ile aydınlanacaklardır. Nitekim bir hadis-i şerifte, ahirette Cenâb-ı Hakk’ın gölgesinden başka gölgenin olmadığı ifade edilmektedir.2 Evet, orada ziya da gölge de O’na aittir. “Cenâb-ı Hakk’ın gölgesi” sözcüğüyle anlatılan gerçeği, yakıcı şeylere karşı nurunun ayrı bir televvünü ve ayrı bir buudu şeklinde izah etmek mümkündür.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: es-Suyûtî, el-Hâvî 1/325; el-Halebî, es-Sîratü’l-Halebiyye 1/240.
- 2 Buhârî, ezân 36, zekât 16, rikak 24, hudûd 19; Müslim, zekât 91.