İçeriğe geç

Temliki mutlak bir şart görüp, zekât bizatihi fakirin eline verilmediği sürece mükellefiyetin yerine gelmiş olmayacağını iddia eden bir yaklaşım, zekât fonuyla ihya edilebilecek hayır yuvalarının buradan hisse almasına mâni olacak, başka gelirlerin de olmadığı yerde bu kurumların faaliyetlerini destekten mahrum bırakacaktır. Bu da zekât fonunun işlerlik sahasını oldukça daraltacaktır. Zira bugün için cihad, mahiyet değiştirmiştir. Bir zamanlar düşmanla meydanda mukatele şeklinde cereyan ederken, bugün kılıç yerine kalemin hâkim olduğu bir alana kaymıştır. Bediüzzaman’ın deyimiyle bugün, “mukabele-i bi’s-suyuf” (kılıçla mücadele) yerine “mukabele-i bi’l-huruf” (harfle, sözle, kalemle mücadele) vardır. Dolayısıyla aynen cephede düşmanla yaka-paça olan mücahitlerin durumunda olduğu gibi, fikir mücahedesinde küfür dalgalarına göğüs gererek Allah’ın adını cihanın dört bir yanına ulaştırmayı hedefleyen kalem ve fikir mücahitlerine de zekât verilmelidir. Zekât bizzat onların kendilerine verilebileceği gibi, onların barınmaları ve yetişmeleri için açılan müesseselere de verilebilir ve zekât mükellefiyeti yerine getirilmiş olur. Hatta böyle davranan bir insan, günümüz şartları açısından belki de en isabetli yere zekâtını ulaştırmış olur.

Bugün itibarıyla pek çok âlim, Müslümanların içtimaî alanda karşılaştıkları problemlerin üzerine giden birçok müessesenin, zekât fonuyla inşa ve ihyasının mümkün olabileceğini dillendirmektedirler. Hatta fî sebilillâh kullanılması düşünülen bir kısım muhabere ve muvasala organlarından finans kaynaklarına, hastane ve laboratuvarlardan, yeni nesli İslâm’ın değerleriyle tanıştıracak eğitim yuvalarına kadar birçok müessesenin bu fonla tesis edilebileceğini günümüzün bazı âlimleri ısrarla vurgulamaktadır. Aynı zamanda yapılacak böyle bir tercihle, zekât malı, sadaka-i cariye nevinden sahibine daima sevap getiren bir akar olma hüviyetini de kazanacaktır.

285