Evet, bu insanlar, günün birinde koyunla-deveyle Müslüman olmuştur; ama sonra kalbleri yumuşamış ve böylece insanlığa örnek birer muallim olma ufkuna ulaşmışlardır. Zira Safvan, bu değişime, “Resûlullah bana Huneyn günü ganimetten pay verene kadar insanlar arasında en çok kızdığım kimseydi. Bana o kadar çok verdi ki benim için insanların en sevimlisi oldu.”362 ifadeleriyle baştan işaret etmişti.
Diğer bir grup da, Müslümanlığa teslim olup henüz tam iman etmiş sayılamayacak bir kısım bedevilerdi. Kur’ân’ın ifadeleriyle “inandık” diyorlardı ama aslında sadece “teslim” olmuşlardı. Kur’ân onların durumunu şu ifadeleriyle resmetmişti:
“Bedeviler, ‘İnandık’ dediler. Deki, Siz iman etmediniz, ama ‘Boyun eğdik’ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, Allah yaptığınız güzel işlerin karşılığını eksiksiz verir. Allah, günahları bağışlayandır, merhameti bol olandır.”363
Bunun mânâsı, “İman, bir mevhibe-i ilâhiyedir. Siz araştırır, delillerini bulur, hayatınıza tatbik edersiniz ve Allah da o sönmeyen çerağı içinizde tutuşturur. Şu an siz sadece İslâm’ın ihtişamı karşısında teslim oldunuz. Duruşunuz henüz imanı omuzlayacak seviyede değil.” demekti. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu durumda olanlara da zekâttan pay veriyor ve imana olan mesafelerini daraltmayı hedefliyordu.