İçeriğe geç

Öteden beri ulema, âyetin ilk iki sırada zikrettiği fakirle miskin arasında, hatları kesinleşmiş net bir farklılık ortaya koymada zorlanmışlardır. Kimileri, fakiri, mü’minlerin içindeki ihtiyaç sahipleri, miskini de İslâm hâkimiyetini kabul etmiş gayrimüslim teb’anın fakirleri olarak tarif ederken; kimileri, fakiri, ihtiyacı olduğu hâlde bunu kimseye açmayan, miskini de ihtiyaçlarını söyleme ve başkalarına bildirme konumuna gelmiş insan olarak değerlendirmişlerdir. Başka bir bakış açısıyla fakiri, malı olan ama nisap miktarına ulaşacak seviyede olmayan, miskini ise o kadar da malı olmayan, iyice düşkün durumda olan olarak anlayan bir kısım ulemanın yanında, aynı tarifi ters istikamette yapan, yani miskini öyle fakiri böyle değerlendirenler de olmuştur. Bunun yanında bazı âlimler, âyette yer alan fakir ve miskin ifadelerinin aynı mânâya geldiğini ifade etmiş, muhtaçların iki ayrı kelimeyle sekiz sınıf içinde iki ayrı grup olarak zikredilmesinin, Allah’ın bir rahmeti olarak ihtiyaç sahiplerini nazara verdiğini ve onlara 2/8 oranında pay verilmesini ima ettiğini ifade etmişlerdir. Bu anlayışa göre muhtaçlar, sekiz sınıf içinde iki kez zikredilmek suretiyle, diğerlerine nazaran iki kat pay alabilmektedir.

Fakir-miskin farkıyla alakalı başka şeyler de söylenmiştir. Aradaki fark her ne olursa olsun, ikisine de zekât verilmesi hasebiyle hüküm açısından bir fark yoktur. Dolayısıyla biz bir görüşü esas alıp ona göre mevzuu anlatmaya gayret edeceğiz.

242