İçeriğe geç

Burada evvelâ şunu belirtmek gereklidir: Zekât organizasyonunu devlet ya da bu işin altından kalkabilecek herhangi başka bir kurumun ifa etmesi, böylelikle zekât için toplanan malların, âyette geçen ve bizim yukarıda açıklamaya çalıştığımız bütün zümrelere adaletli bir şekilde dağıtılmak suretiyle zekât müessesesinden umulan ferdî ve içtimaî faydaların hepsinin temin edilmeye çalışılması asıldır. Ancak bu bahis mevzuu olmadığında, yani fertler zekâtlarını bizzat kendileri yerine ulaştırma durumunda olduğu ya da fertler namına bazı küçük çaplı müesseseler bu işi deruhte ettiği durumda ne yapılacaktır?

İmam Şafiî’ye göre toplanılan zekâtlar, âyette zikri geçen sekiz sınıfın her birine ulaştırılmalı, her bir sınıftan en az üç kişiye verilmelidir. Zira âyet, bu sınıfları çoğul siğası ile ifade etmektedir ve bu yönüyle de kullanılan lafızlar umum bildirmektedir. 405

Diğer üç mezhep ise, detaylarda bazı farklılıklar olmakla birlikte genel olarak zekâtın tek bir sınıfa verilebileceğini ifade etmişlerdir. Buna göre insan, zekâtının tamamını bir sınıfa verebilirken, bu miktarın, tek şahıs veya bir kuruma tahsisinde de bir sınırlama bulunmamaktadır. Zira âyet, zekâtın verilebileceği sınıfları açıklamakta ve herhangi birini diğerine tercih noktasına açıklık getirmemektedir. Bilakis onlar arasında yapılacak tercihi şahıslara bırakmaktadır.

Böyle düşünülmeyip de âyetteki zümreler zikredilirken kullanılan harf-i tarifin istiğrak mânâsı ifade ettiği farz edilecek olsaydı, zekât olarak çıkarılan her malın, sekiz sınıf kapsamına giren mevcut her ferde verilmesi gerekirdi ki bu, realitede uygulama imkânı olmayan bir teklif-i mâ lâ yutak (güç yetirilemez bir şeyin emredilmesi) olurdu. Öyleyse zekâtın, masarif-i zekâttan herhangi birine verilmesi, farzı yerine getirme adına yeterlidir ve değişik zorlamalara girme, işi yokuşa sürmekten başka bir şey ifade etmez.

278