Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Süheyl İbn Amr’a 100 tane deve verince o, 10.000 deve getirecek bir güçle İslâm’a sarılmıştı. İman, içinde oturaklaşıp taht kurunca da, servetle Müslüman olma durumundan kurtularak, terakki üstüne terakki etmiş ve istenilen zirveyi yakalamıştı. Bir gün Mekke’nin ileri gelenlerinden bazılarıyla birlikte Hazreti Ömer’in kapısı önünde bir meseleyi görüşmek için beklerlerken, kendilerine yapılan muamele hakkındaki konuşmaları bunu ele vermektedir. O gün Hazreti Ömer halifedir. Kapısında kendisiyle meselelerini görüşmek için bekleyen insanlar vardır. O, önceliği sahabenin fakirlerine verir ve Süheyb’i, Bilal’i, Ammar’ı çağırır. Bu durumda içlerinden biri, “Görüyor musun? Kapımızda çalıştırdığımız insanları çağırıyor da bizi ihmal ediyor.” deyince, Süheyl İbn Amr müdahale eder ve “Elbette öyle yapacak. Kızacaksak kendimize kızalım. Sen ve ben, kılıçlarımızı kin ve gayz ile bileyerek Peygamber’in karşısına çıkıp O’na hücum ederken, onlar Resûlullah’ın yanında yerlerini almışlardı. Tabi ki onları çağıracak. Madem durum böyle, öyleyse biz aradaki boşluğu doldurmanın yollarını bulalım. Bizi Allah yolunda cihad temizler ancak.” diyerek yapmaları gereken şeyin, o gün için, Şam önlerinde savaşan orduya katılıp savaşmak olduğunu söyler ve ailesiyle beraber kalkar Şam’a gider ve orada nice yararlılıklar sergiler.361
Yine müellefe-i kulûbdan biri, Amvas’ta oğlunun vebadan şehadetine de şahit olmuş ve şehadet öncesi oğluna, “Oğlum! Sen Kureyş’in eşrafındansın. Sen Resûlullah’ın ordusunda kumandansın. Dişini sıkmalı ve kimseden geri kalmamalısın.” demiştir.