Bununla beraber, gerek daha önce gerekse bu bölümün başında söylediğimiz gibi aslolan, zekât organizasyonunu devletin ya da o çapta bir müessesenin deruhte etmesidir ki hem zekât malları bütün o sınıflar arasında adaletli bir şekilde tevzi edilebilsin hem de zekâttan umulan tüm faydalar gerçekleşsin.
2. Yakınlara Vermek
İslâm, gerek emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker gibi sosyal mükellefiyetlerde, gerekse iktisadî hayatla ilgili meselelerde, öncelik hakkının yakınlara ait olduğunu bildirmektedir. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), umuma yapacağı ilk tebliğde Yüce Mevlâ O’na, وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ “Öncelikle yakın akrabalarını uyar.”406 ifadesiyle, en yakınlarından başlaması gerektiğini emretmektedir. Ahlâk olarak kendisinde Kur’ân’ın temessül ettiği Allah Resûlü de (sallallâhu aleyhi ve sellem), âyetin emrine imtisalle tebliğe en yakınlarından başlamış ve onları, Rabbin rızası istikametinde bir hayat yaşamadıkları zaman, kurtuluşlarında rolünün olamayacağını bildirmek suretiyle uyarmış ve tebliğ vazifesini deruhte etmiştir.
Daha önce de zikrettiğimiz üzere, Ebû Talha (radıyallâhu anh), “Sevdiğiniz şeyleri infak etmedikçe iyilik ufkuna ulaşamazsınız.”407 mealindeki âyet gelince, Beyruha isimli bahçesini bütünüyle infak etmek istediğinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunu kabul etmemiş ve onu yakınlarına vermesini tavsiye etmiştir.408
Aynı şekilde kadın-erkek bütün Müslümanların cömertlik hislerine müracaat edildiği umumi bir himmette, kendisine gelerek kocasıyla oğlunun kanaatlerini aktaran kadına da Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kocan İbn Mesud ve oğlun doğru söylemiş. Senin en hayırlı tasaddukun, onlara yaptığındır.”409 demek suretiyle, yakınları muhtaç durumdaysa, vereceği sadakayı yakınlarından başlayarak vermesi gerektiğini bildirmiştir.