Zekâtın, bakmakla yükümlü olunan kimselere verilmesi, ondan beklenen neticeyi vermeyecek ve mal, sadece belli kimselerin elinde dolaşan meta olma hüviyetinden kurtulamayacaktır. Bu ise Kur’ân’ın, malın, zenginler arasında dolaşan bir servet olmaması şeklinde ifade etmiş olduğu genel prensibine aykırıdır.392 Ayrıca insanın anne-baba ve çocuklar gibi bakmakla yükümlü olduğu yakın akrabalarına zekât vermesinin, insanın kendi borcunu zekât diye ödemesinden bir farkı yoktur.
Bakmakla yükümlü olunmayan diğer akrabalara zekât vermek ise Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanlarından da anladığımıza göre yabancılara zekât vermekten daha faziletli bir ameldir. Çünkü akrabalarına zekât veren bir kimse, zekât sevabının yanı sıra sıla-i rahim sevabı da elde etmektedir. Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem), الصَّدَقَةُ عَلَى المِسْكِينِ صَدَقَةٌ وَهِيَ عَلَى ذِي الرَّحِمِ ثِنْتَانِ صَدَقَةٌ وَصِلَةٌ“Fakire verilen sadaka, sadece bir sadakadır, bir sevabı vardır. Akrabaya verilen sadakanın ise iki sevabı vardır, hem sadaka hem de sıla-i rahim sevabı.”393 şeklindeki ifadesi de bu hakikate işaret etmektedir. Daha önce ifade ettiğimiz gibi Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebû Talha ve Sa’d İbn Ebi Vakkas’a (radıyallâhu anh) olan tavsiyeleri de bu istikamettedir.394 Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu sahabilerin şahsında bütün ümmetine, ailesini başkalarına muhtaç bırakmaktansa, malın onlara bırakılmasının daha hayırlı olacağını bildirmektedir.