İçeriğe geç

Dinimiz, her şeyde olduğu gibi tüketimde de bir ölçü koymuş ve insanı, yeme-içme vb. alanlarda -meşru olmak kaydıyla- harcamalarda bulunmaktan ne tamamen menetmiş ne de malını sorumsuzca saçıp-savurmasına izin vermiştir. Bu cümleden olarak o: “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.”13 diyerek bize her hususta dengeli davranmayı emretmiştir.

Hayatlarını Kur’ân yörüngeli şekillendiren mü’minler, Kur’ân-ı Kerim’in bu âyetini bir ölçü olarak kabul etmeli ve harcamalarını israfa varmayan bir iktisat anlayışı içinde yapmalıdırlar. Gerçi böyle bir davranış bazı insanlar nazarında bir hisset (cimrilik, tamahkârlık) olarak değerlendirilebilir. Ancak insanların gelir düzeylerinin farklı olması ve bu farklılık sonucu bir kısım insanların açlıktan vefat ederken, diğerlerinin saça-savura bir hayat yaşamaları düşünüldüğünde, aslında bunun çok da öyle olmadığı anlaşılacaktır.

Cenâb-ı Hak, konuyla alâkalı başka bir âyet-i kerimede, “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allah, sınırı aşanları sevmez. Allah’ın size verdiği rızıklardan helâl ve temiz olarak yeyin ve inandığınız o Allah’tan korkun.”14 buyurarak, onların yeme, içme, giyinme, kuşanma ve daha başka hususlarda, ifrat ya da tefritlere düşebileceklerini haber vermek suretiyle onları bu tür aşırılıklardan sakındırarak itidal ve istikamete davet etmektedir.

Aslında, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerine baktığımızda, O’nun da söz ve davranışlarıyla ümmetine aynı tavsiyeleri yaptığını görürüz. Şöyle ki, yer yer sahabeden bazı insanların gelip, “Yâ Resûlallah! Biz her gün oruç tutacak ve bir şey yiyip içmeyeceğiz. Yine gece sabaha kadar namaz kılıp, ailelerimize yaklaşmayacağız!” dediklerinde O denge insanının cevabı şöyle olmuştu:

319