İçeriğe geç

Sema mı döker, sekenesi mi döker? Kimin döktüğü önemli değildir. Önemli olan, Allah’ın bize sema ve arzın hüznünü anlatıyor olmasıdır. Nitekim bir keresinde Cibril-i Emîn, “Arş-ı Âzam, Sa’d b. Muaz’ın ölümüyle titredi yâ Resûlallah!” demişti.57

Evet, mü’minin ölümü kâinat için işte o kadar mühimdir. Kâinatın mânâsını anlamamış, ‘zevk’ diye dünyaya dalmış, ‘sefa’ deyip kendini salmış ve behîmî arzular içinde ölmüş insanın, Allah ölçülerine göre herhangi bir ağırlığı olmadığı, dolayısıyla böyle birinin ölmesi dünyanın yüzünden bir kirin silinip gitmesi sayılacağından, arz ve semanın ağlaması da söz konusu olamasa gerek.

Zaten onlar da bunu beklemiyorlardı. Bunu beklemeye hakları da yoktu; çünkü ne imanları ne de iz’anları vardı. Onlar âdeta birer mide, bağırsaktan ibarettirler. Öyle ki, beyinlerini bile ona yedirmişlerdi. Şehevanî duyguları vardı; latîfelerini ona kurban etmişlerdi.

İslâm’ın israfa karşı tavrını anlatırken, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ın hayatımıza getirdiği sınırları konu edinme sadedinde bu hususlara temas etmiştik. Evet, Kur’ân fert, aile ve cemiyetin hürriyetini esas almanın yanında, aynı zamanda o bir kısım mevzularda sınırlar da getirmiş ve böylece bir kısım aşırılıkları önlemiştir.

349