Nitekim mü’min toplumlarda geniş yer tutan vakıf müesseselerinin sermayesini lüks ve israftan kaçınmadan kaynaklanan tasarruflar oluşturmuştur. Diğer taraftan bu kurumlar istihdamın genişlemesini ve refahın toplum tabanına yaygınlaşmasını temin etmişlerdir.
5. İslâm’ın İsrafa Karşı Tavrı
İsraf, tebzîr, lüks, sefahat ve gereksiz istihlâkin iktisadî hayatta esas alınması yolunun, şeytan yolu olduğunu bizzat Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan ifade etmektedir.23
Onun içindir ki, bugün Kur’ân’ın tabiriyle “ihvân-ı şeyâtîn (şeytanın kardeşleri)”, bütün yeryüzünde israf ve istihlâki körüklemek, lüks ve fanteziyle iştahları kabartmak istikametinde sinema, televizyon, gazete ve mecmualarla efkâr-ı âmme oluşturmaya çalışıyor ve bunda muvaffak da oluyorlar. Öyle ki, lüks ve sefahat, bu şeytânî ağız ve dillerle en ücra yerlerdeki evlere kadar girebiliyor.
Maalesef ehl-i sefahat, ehl-i tuğyan ve ehl-i dalâletin kullandığı bu vasıtalar yirminci asırda çok korkunç tahribata sebep olmuştur. Önce bu vasıtalarla insanları şartlandırıp, onların beyinlerini yıkıyorlar; sonra da hüküm veriyor ve “İşte insanlık budur!” diyorlar.
Yani önce iştahları kabartıyor, ağızları sulandırıyor, bakışları bulandırıyor, sonra da “İşte size, sokaklarda salya atıp salma gezen acip mahluklar!” diyorlar. Hâlbuki bu fırtınayı onlar estiriyor ve insanlığın iç âlemini onlar bozuyor, sonra da kalkıp bu âleme göre hükümler kesip biçiyorlar.
Meselâ, önce şehevanî hisler tahrik ediliyor. Sonra da Sartre gibi, “İnsanın sonsuz denecek ölçüde arzuları vardır. Onun sonsuz arzularının önüne geçmek onda çeşitli komplikasyonlara sebebiyet verebilir. Dolayısıyla insan, arzularıyla baş başa bırakılmalıdır. Bu onun, ruhî bir bunalıma düşmemesi için şarttır.” diyorlar.
Dipnotlar
- 23 İsrâ sûresi, 17/26-27.