Yani bizlere: “Allah’ın sana lütfettiği nimetlerden ahiret yurdunu araştır; onun arkasına düş ve sıhhatini, gözünün ziyasını, dizinin ferini ahireti kazanma istikametinde kullan. Senin için topraktan çıkanı, çıkarılanı, gökten ineni, başından yağanı ahireti kazanma yolunda harca. Ama dünyadan da nasibini unutma. Yani burada da aziz ve şerefli olarak yaşama imkânlarını araştır, ötelerde de.. ve sakın ahireti hiç düşünmeyen tali’sizler gibi olma. Zira sen, ahireti düşünmez ve sadece dünyaya dalar, hep menfaatperest olarak yaşarsan, yeryüzünde anarşi vesilesi olabilirsin. Sakın böyle bir muvazenesizlik yaparak yeryüzünde fesada sebebiyet verme, fesat çıkarma. Günde beş defa her namazda Allah’tan (celle celâluhu) istediğin itidalin insanı ol ve Allah’ın kurduğu dünya-ukbâ muvazenesi içinde, yeryüzünde nizam ve intizamın teminine çalış.” der.
Tüketim anlayışımıza ait zikretmeye çalıştığımız bu ölçüler, mutlak mânâda tüketim anlayışının bilinmesine ve kabullenilmesine bağlıdır. İnşâallah bundan sonraki bölümde bunu daha teferruatlı olarak ele almayı düşünüyoruz.
3. Tüketim Anlayışımız
İslâm, tüketim anlayışıyla da diğer bütün sistemler karşısında bir faikiyet arz eder. Her şeyden önce İslâm’a göre tüketim, dinin temiz kabul ettiği şeylerden yapılır. Yani, tüketim mallarının dinen helâl ve temiz olması şarttır.
Müslüman olarak bizler, her şeyi ağzımıza koyamaz ve her önümüze geleni de yiyemeyiz. Çünkü istihlâk ettiğimiz şeyleri istihlâk ederken, bununla ruhumuzun gelişmesini, duygularımızın inkişaf etmesini ve zâhir-bâtın hâsselerimizin uhrevî âlemler için istidat kazanacağını düşünürüz. Bu itibarla da bize uhrevî hayatımızı kaybettirecek şeylerden şiddetle kaçınır ve onların hem dünyada hem ukbâda doğuracakları zararları mutlaka hesaba katarız.