İçeriğe geç

Diğer taraftan, başına gelen belâ ve musibetlere karşı sabreden, dini ve milleti için her şeyini vermekten çekinmeyen hasbî, fedakâr ve diğergâm fakirler, Allah Resûlü’nün müşâhedesi ile, Cennet’in büyük bir kısmının şeref mukimleridir. İşte bu mânâyadır ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allahım, beni fakir ve miskin olarak yaşat ve öyle öldür!”39 diye dua etmektedir.

Ve yine Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), zevk u sefa hayatı yaşanan evlere şeytan evi; zevk ve sefa üzere yaşanılan vasıtalara da şeytan vasıtaları demiştir. Konuyla alâkalı O’nun şu sözleri ne mânidârdır!:

“Şeytanların develeri ve evleri vardır. Şeytanın devesini şöyle görüyorum: Herhangi biriniz en güzel, en seçme develerini alır, kervanlar teşkil eder, onlara biner. Fakat yolda binekten mahrum birisine uğrar da onu yararlandırmaz, yükünü alıp devenin sırtına koymaz; o perişan, iki büklüm, her şeyden kesilmiş adamı yolda öylece bırakır. Kendisi ise bin bir debdebe ve ihtişam içinde oradan oraya seyahat eder durur. İşte o develer şeytan devesidir. Şeytan evine gelince; bana öyle geliyor ki, ipeklerle, atlaslarla, halılarla süslenen ve çeşit çeşit yaldızlarla yaldızlanan şu maksûreler arkası muhteşem evlerdir.”40

g. Büyük Umranları Yutan Girdap

Topkapı’nın sadeliğini bırakıp, Dolmabahçe’nin büyüleyen, uyutan ve felç eden havası içine giren; gidip Mecidiye Kasrı’nda boğulan Osmanlı, işte o zaman Avrupa karşısında mağlup olmuştu. O, ne Belgrat’ta ne Viyana’da ne de bir başka meydan muharebesinde değil, o, yaşadığı o muhteşem hayatın gayyalarında yenik düşmüştü.

Zevk ve sefa öyle bir girdaptır ki, şimdiye kadar o binlerce, yüz binlerce milleti yutmuştur; yutmuştur ve doymamıştır.

342