Onun için biz, istihlâki dinin tespit ettiği prensipler içinde yapar ve tüketeceğimiz maddenin evvelâ helâl ve temiz olmasına dikkat ederiz. Zira Kur’ân-ı Kerim: “Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın; zira o, sizin için apaçık bir düşmandır.”4 buyurarak, pek çok âyetiyle bize bunu öğütler ve “Ey insanlar! Size temiz olarak verdiğimiz rızıklardan yiyin. Şeytanın arkasına takılmayın. Zinhâr ilâhî prensiplerin dışındaki vaidlere bel bağlamayın; Kur’ân dışı anlayışlara göre hareket ederek yaşayışınızı şeytana bağlamayın; zira o, Allah’ın hem hasmı hem de düşmanıdır.” buyurur.
Başka bir âyette buna daha bir vuzuh (açıklık) kazandırarak şöyle ferman eder: “Ey iman edenler! Size helâl rızık olarak ihsan ettiğimiz şeylerden yiyin ve eğer Allah’a kulluk peşinde iseniz, O’na şükredin.”5
Evet, eğer siz de Allah’a kullukta bulunuyor ve kulluğunuzun da şuurunda iseniz, yani aczinizi, fakrınızı, eşya ve hâdiseler karşısında hiçliğinizi anlamış iseniz, Allah’ın helâl olarak yarattığı rızıklardan yiyiniz, içiniz ve Allah’a şükrediniz.
Mâide sûresindeki şu âyetler bu hususu daha da bir müşahhaslaştırır ve kesin hatlarıyla bize Kur’ânî yolu gösterir:
“Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar; (canı çıkmadan önce kesmediğiniz) boğulmuş, bir yerinden vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, (başka bir hayvan tarafından) boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanlar ile dikili taşlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı.”6
Dipnotlar
- 4 Bakara sûresi, 2/168.
- 5 Bakara sûresi, 2/172.
- 6 Mâide sûresi, 5/3.