“Ashab-ı şimal (amel defterleri sol tarafından verilenler)! Nedir o sol yanlılar! (Onlar) İliklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde, kara dumandan bir gölge altında ki, ne serindir ne faydalı. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı ve büyük günahlar işlemekte ısrar ediyorlardı.”48
Evet, ashab-ı şimal; solak gören, miyop bakan, sadece dünyaya nazar eden; hak bilmez, hakikat tanımaz; namazsız, oruçsuz ve dinî duygulardan mahrum olanlardır. Ve Kur’ân, bunların akıbetlerini yüzlerine şöyle vuruyor:
“… Allah’ın gazabının köpürdüğü bir yerde ve zehir-zakkum bir âlemde yudum yudum zehir yudumlayacak, karınlarınızı onunla dolduracak, üstüne de fokur fokur kaynayan sulardan içeceksiniz…”49
Onlar, burada terlettikleri kimselerin cezasını görecek ve orada da onlar terleyecektir. Burada canını yaktıklarının cezasını çekecek ve kıvrım kıvrım kıvranacaklardır. Burada hayatı başkalarına zehir yapmanın cezasını görecek ve yudum yudum zehiri yudumlayacaklardır.
Orada âdeta kapkaranlık ve tarifi imkânsız bir dumanın altında somurtup duracaklar. Gölge diye, o günün dehşetinden sığındıkları şey bile başlarına belâ olacak. Çünkü onlar dünyada mütrefîn idiler. Zevk ve sefadan başka bir şey tanımıyor, midelerine indirecekleri şeyden ve şehvetlerini tatminden başka bir şey de düşünmüyorlardı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Siz iki çene arası ile apış arasına dair bana teminat verin, ben de Cennet’e girmenize dair teminat vereyim.”50 buyuruyor.
Hâlbuki mütrefîn bu iki uzvu da hep kötüye kullanmıştı/kullanıyor. Yeme, içme, yatma ve behîmî hislerini yaşama… gibi durumlarıyla varacakları yer, böylelerinin varacağı yerden daha başka olamazdı. Keşke sadece kendileri oraya varmakla kalsalardı..!
İsterseniz burada Bediüzzaman Hazretleri’nin konuyla alâkalı ibretli bir mülâhazasını arz edip geçelim:
Dipnotlar
- 48 Vâkıa sûresi, 56/41-46.
- 49 Vâkıa sûresi, 56/52-54.
- 50 Buhârî, rikak 23; Tirmizî, zühd 60.