İçeriğe geç

kalmayacak!”36 diyor ve dua dua yalvarıyordu. Yani O demek istiyordu ki, bizim şahsî hayatımız mühim değil, önemli olan, bu ordunun bozulmaması, Senin adının anılması, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” hakikatinin bayraklaşması, bayraklaşıp âfâk-ı âlemde şehbal açması ve bu sayede beşerî keşmekeşliklerin, derbederliklerin sona ermesidir. Aslında Müslümanların düşüncesi hep bu olmuş ve bu çerçevede hareket edilmişti.

e. Cehennem’e Sürükleyen Zenginlik

Günümüz dünyasına materyalist bir anlayış hâkim olmuştur. Evet, Batıdan esen materyalizm rüzgârları insanımızı kıskıvrak yakalamış ve onu himmet, ruh ve duygu zaafına uğratmıştır.

Bu havanın en çok tesirinde kalan mütrefîn topluluğunun ise, artık millet ve insanlık adına yapacağı hiçbir şey ve o uğurda vereceği hiçbir mücadele söz konusu değildir. Ve maalesef bu tehlike karşısında asıl mücadele verecek pek çok insan da onlara uymuştur ve bunlar da zevk u sefa peşindedir.

Mütrefîn, vatan ve milleti için kendisinden bir fedakârlık istendiğinde hep kaçar, kaçmakla da kalmaz, istenilen fedakârlığa da karşı çıkar. Hatta o fedakârlık teklifini getiren, Allah ve Resûlü de olsa kat’iyen tavrını değiştirmez.

Oysaki, her nimet aynı zamanda bir külfetle gelmektedir. Bir işin, cirmi nispetinde rizikosu da vardır. Bir başka ifadeyle zararı nispetinde kârı, kârı nispetinde de zararı vardır. Bir yerde aziz olma söz konusu ise, elbette orada bir kısım rizikolar da olacaktır.

Mütrefînin bu tür durumlar karşısında takınacağı tavrı Kur’ân-ı Kerim şöyle ifade eder: “Doğrusu bir uyarıcı gönderdiğimiz her beldenin o mütrefîn sınıfı, uyarıcılara, ‘Biz size gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz!’ diyegelmişlerdir.”37

340