Ama bütün bunlar oldu. Çünkü, biz de, bizi idare edenler de, olmamız gerektiği şekilde olmadık. Olamadığımız için de bu ülkede daima birbirinden kopuk iki toplum yaşadı. Zaten düşmanlarımız da öyle olmasını istiyordu.
İkincisi: Sefahatten kaçınma; lüks, israf ve tebzîre girmeme.
Şimdi müsaadenizle bu ikinci tablo üzerinde biraz durmak ve meseleye Kur’ânî bir tabirle açıklık kazandırarak arz etmek istiyorum. Bu tabirin anlaşılması, bizim hem iktisadî hem de içtimaî yapımız ve yapılanmamız açısından çok mühimdir. Belli bir sınıf ve zümreyi ifade için kullanılan bu tabir, Kur’ân-ı Kerim’de ‘Mütrefîn’ sözcüğüyle ifade edilmektedir.29
Mütrefîn, bolluk ve bereket içinde yaşayan zevk, sefa insanları ve nimetlerin küstahlaştırdığı kimseler demektir ki, onlara göre hayat sadece cismanî ve bedenî zevk u lezzetten ibarettir.
Mütrefîn grubu, bu dünyanın verâsında başka bir hayatın bulunduğunu çok önemsemez. “Geçmiş gelecek masal, hep eğlenmene bak!” (Ömer Hayyam), onlar arasında değişmeyen prensiptir.
Bir diğer yaklaşımla, zevkinden, lezzetinden, şehevanî hislerinden ve behîmî arzularından sıyrılamayan basit insanların hayat tarzına ‘teref’ denir ki, mütrefîn de bu sefil ve sefih hayatı yaşayanlar demektir. Bunların kalbleri zayıf, himmetleri de fersizdir. Cemiyet adına hiçbir iş yapmazlar ve millet hayrına hiçbir yararlı işleri yoktur.
Bir memleketin malî, içtimaî ve iktisadî yapılanmasında hüküm verenler mütrefîn olursa, o memlekete ölü nazarıyla bakılabilir. Zira, kalbi zayıf, himmeti fersiz ve hayatları gayesiz insanların, ölüden farkları yoktur.
c. Maddenin Uyuşturduğu Toplum
“‘Allah’a inanın ve Peygamberi’nin yanında cihad edin!’ diye bir sûre inmiş olsa, onların gücü yetenleri sizden izin isterler ve ‘Bizi bırak, oturanlarla beraber kalalım.’ derler.”30
Dipnotlar
- 29 Bkz.: İsrâ sûresi, 17/16; Mü’minûn sûresi, 23/64; Sebe sûresi, 34/34; Zuhruf sûresi, 43/23; Vâkıa sûresi, 56/45.
- 30 Tevbe sûresi, 9/86.