İçeriğe geç

Arapça’da الصَّلَا kelimesi, kalça kısmına verilen addır. صَلَّى ise, “vücudunun o kısmını hareket ettirdi” demektir. Rükûda, secdede o kısım hareket ettiği için namazı ifadede bu kelime kullanılmıştır. Bunun benzeri كَفَّرَ fiilidir. “Kâfire”, kalçadaki kaba etin ismidir. Yahudiler birbirlerine selam verip saygılarını ifade ederlerken başlarını eğer, hafif bir şekilde bellerini kırarak reverans yapar ve sonra kalçalarını hareket ettirip doğrulurlardı ki, Araplar bu durumu ifade için كَفَّرَ الْيَهُودِيُّ “Yahudi mezkûr hareketi yaptı.” derlerdi. Bu şekilde “iki uyluğu hareket ettirme” mânâsına صَلَّى, namazdaki rükû ve secdelerde yapıldığı gibi bizim “belini eğmek” dediğimiz mânâda kullanılırdı. Bundan da anlaşılmaktadır ki, Araplar hem Yahudilerin baş ve belleriyle yaptıkları selam şeklini hem de yerlere eğilip eli hareket ettirerek verdikleri selam şeklini biliyorlardı.

Evet, lügat itibarıyla, dua ve niyazda bulunmak ve ayrıca beden ile yukarıda tasvir edildiği şekilde hareket etmek mânâlarına gelen اَلصَّلَاةَ kelimesi İslâm’da, Kur’ân’ın emrettiği ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarif buyurduğu şekilde kıyam, kıraat, rükû, sücûd gibi bir takım kalb, dil ve bedene ait fiillerle, hususi esaslardan oluşan ibadetin adıdır. Bu itibarla Kur’ân-ı Kerim, وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ ifadesinde özellikle “salât” kelimesini seçerek kullanmıştır. Zira, salât kelimesinin yerini burada başka hiçbir kelime dolduramaz. Bunun için mânâ, ne يُقِيمُونَ الْعِبَادَةَ ne يُقِيمُونَ مَا فَرَضَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ ne de sadece يُصَلُّونَ ile değil de وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ ile ifade edilmiştir.

133