1. Her şeyden evvel insan, ahirete yakîn hâsıl edecek donanım peşinde olmalıdır. Zira ahiret mevzuu; bir mânâda mahsüsât, müşâhedât ve mücerrebâtın dışında olduğundan çokları buna yakîniyyât nazarıyla bakmayabilir.. ve bu tür kimseler şüphe ve tereddütten sıyrılamazlar. İnsanın tam bir yakîne sahip olması ve iç dünyasındaki sıkıntı ve huzursuzluktan kurtulması için devamlı surette ahiret akidesini takviye etmesi gerekmektedir.
2. İnsan, ahirete inanması lazım geldiği ölçüde inanmalıdır. Konunun kuşkuya, tereddüte tahammülü yoktur. Bu itibarla da burada yakîn çerçevesinde bir inanç gerekmektedir. İman, bir tasdikten ibaret olup, vâkıa mutabık bir esası kabullenme olmasına karşılık; yakîn, şüpheyi, tereddütü ve inanılan şeyin aksine ve zıddına ihtimal vermeyi ortadan kaldıran sağlam bir iz’an demektir. Böylesi şüphe ve tereddütlerin kol gezdiği bir noktada, insan bir kere tam inansa da hemen her zaman onun inancına dokunabilecek pek çok hâdise olabilir. Öyleyse insan, herhangi bir sarsıntıya maruz kalmamak için her zaman inancında yakîn hâsıl etme peşinde olmalıdır.
Ayrıca وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ifadesinde şöyle bir tasvir ve resim de söz konusudur:
İnsan, bu dünyada emniyet, huzur ve saadet içinde yaşayabileceği bir bina yapmanın yanında bu binanın üzerine de içinde ebedî olarak yaşayacağı ahiret binasını kurmaya çalışmaktadır. İşte böyle biri o ahiret binasını kurarken, mütemadiyen tefekkür, tezekkür ve sâlih amelle sağından solundan o binayı payandalamalıdır ki o muhteşem saray yıkılmasın. Zira onun düşmanı olan İblis ve avenesi daima onun yaptığı bu binayı tahribe çalışmaktadır. Onların tahriplerine karşılık mü’min de sürekli tamir ve takviye için koşup durmalıdır ki gayretler heba olmasın.