İçeriğe geç

Evet, her vahy-i semavî, inzâl keyfiyetindeki hususiyetiyle mukaddestir. Dolayısıyla Kur’ân dışındaki kütüb-ü semaviye, mensuhiyetleri ve bazı kısımlarının tahrif edilmiş olması itibarıyla bugün kendileriyle amel edilmese de, kerametleri ilk vürûd ve nüzullerine ait, onlara inanma da bir esastır.. ve mü’minler bu çerçevede onları tasdikle mükellef sayılırlar. Ne var ki Yahudi ve Nasranîler, Kur’ân mesajını görmezlikten geldiklerinden, kendi devirleri ve daha sonraki dönemlerde sadece kendi kitaplarını kabul etmiş ve onların dışında ne bir kitap ne de bir nebiye hayat hakkı tanımayarak bütün bir İslâm camiasını küstürmüşler ve tarih boyunca pek çok defa bu ilâhî meşaleyi söndürmek için seferler teşkil etmiş, Müslümanların üzerine yürümüşlerdir.

Bu arada Kur’ân-ı Kerim’in diğer kitapları da tasdik etmesi ve onlara şahit olması, dün ve bugün dünyada bir kısım fitneleri önlemiş ve bir sulh anahtarı vazifesi görmüştür. Yani bugün Yahudinin elindeki Tevrat ile Hıristiyanın elindeki İncil, sahip oldukları saygınlığı büyük ölçüde Kur’ân-ı Kerim’e borçludur. Aksine, âlemlere rahmet olarak inen Kur’ân-ı Kerim ve onun tebliğcisi Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bilinmediği ve tanınmadığı yerlerde ise kat’iyen o saygınlığı görememişlerdir.

Evet, Kur’ân-ı Kerim nâzil olduktan sonra insanlığın diğer peygamber ve dinlere karşı sergiledikleri katı tavır kısmen yumuşamış ve belli ölçüde de olsa birbirini kabullenen nesillerin yetişmesine ışık tutmuş, en azından başkalarının kanaatlerine saygılı olma ve hiç olmazsa insanı insan olarak değerlendirip herkesi kendi konumunda kabul etme düşüncelerini savunan bir kısım “liberal sistemler”in, “hümanist cereyanlar”ın zuhuruna vesile olmuştur.

152