İçeriğe geç

اَلْغَيْب kelimesi غَابَ – يَغِيبُ’den masdar olup, başka yerde bulunmak, hazırda olmamak, göz önünde bulunmamak mânâsına gelmektedir. “Gaybet” ve “gıyâb” da aynı mânâdadır. Aynı zamanda bu kelime, هُدًى’de olduğu gibi, masdar olduğu hâlde ism-i fâil mânâsında kullanılmıştır ve “gâib: göz önünde bulunmayan” anlamına da gelmektedir. Ancak ileride de izah edileceği üzere يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ifadesindeki اَلْغَيْب kelimesine ism-i fâil olarak “gâib” mânâsı vermek, kanaat-i âcizânemce çok uygun değil gibidir. Binaenaleyh يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ cümlesine “Gayb’a iman ederler.” veya “Gıyaben iman ederler.” şeklinde bir mânâ vermek daha uygun olsa gerek. Hatta bir zaviyeden “Gıyaben iman ederler.” sözü de tenkit edilebilir. Zira bugün bir kısım ilim ve bilim çevrelerince insanların, sadece duyu organlarıyla algıladıkları ve tecrübe alanlarına giren şeylere iman etmeleri gerektiği iddia edilmektedir. Hâlbuki duyu organları ve tecrübeler, kat’iyen imanın rüknü olamazlar. Dolayısıyla “Ben, sadece elle tutulan, gözle görülen, kulakla işitilen ve laboratuvar tecrübeleri neticesinde elde ettiğim malumata inanırım.” diyen bir kişi, imanı asıl mânâsıyla anlayamamış demektir. Onun için âyet-i kerimede يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ buyrularak, müttakilerin, iman edilmesi gereken hakikatlere hem aklen hem de kalben inanmalarının esas olduğu vurgulanmış olmaktadır.

128