Öyleyse nasıl ki bir insan imandan ayrıldığı zaman kâfir olur hatta kalbin bir an tasdikten uzak kalması küfür emaresi sayılır; namazın herhangi bir rüknü de, onun ikâmesinin ifadesi olan saygı, haşyet ve huşûdan uzak kaldığı zaman bir mânâda namaz nâkıs sayılır. Aslında mesele dil açısından ele alındığında da وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ’nin bunu çok açık bir şekilde anlattığı görülecektir. Zira وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ ifadesindeki يُقِيمُونَ fiili, muzâri sigasıyla gelmiştir. Muzâri sigası, teceddüde ve geniş zamana delâlet eder; buna göre, o şahıs gelecekte de kılacağı bütün namazları âdeta bir sinema şeridi gibi zihninde canlandırır ve kendisini mütemadiyen namazı ikâme ediyor olma ruh hâleti içinde müşâhede eder. Bu da Kur’ân’ın bu husustaki enfes tasviridir. Bu itibarla da وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ, “Namazı daima dosdoğru ikâme ederler.” mânâsına gelmektedir. Cenab-ı Hak bizleri namazı tastamam ikâme etmeye muvaffak kılsın. Amin..!
* * *
وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ “Nezd-i ulûhiyetimizden onlara rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.”
Buradaki مِمَّا; مِنْ ile مَا’nın idğamlı hâlidir. Malum olduğu üzere مِنْ, teb’iz (bir şeyin bir kısmını zikretme) ifade eder ve burada infakın Cenab-ı Hak tarafından verilen rızkın bir kısmından olacağını işaretler. مَا ise, eski Türkçede “nesne”, günümüzde daha yaygın olarak kullanıldığı şekliyle “şey” mânâsına gelir ve daha ziyade “akıl sahibi olmayan şeyler (nesneler)” için kullanılır. Arapçada akıl sahibi varlıklar için مَنْ kelimesi kullanılır ki, “kimse” mânâsına gelmektedir.