Daha sonra وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ “(O müttakiler) namazı tam îfâ ederler ve dosdoğru kılarlar.” ifadesiyle müttakilerin bir başka vasfı olan “namaz kılma”ya dikkat çekilmekte ve bu ifade, اَلْمُتَّقِينَ sözünün sıfatı ilk cümle olan يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ üzerine atfedilmektedir. Buradan da “amelin imandan bir cüz olmadığı” anlaşılmaktadır. Çünkü namaz kılmak imandan bir cüz olsaydı kendi üzerine atfedilmiş olacağından وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ, cümlesi يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ üzerine atfedilmezdi. Birbiri üzerine atfedildiğine göre iman ile amel birbirinden farklı, fakat birbiri üzerine atfedilecek cinsten şeylerdir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), اَلْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ –وَفِي رِوَايَةٍ بِضْعٌ وَسِتُّونَ– شُعْبَةً وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ “İman, yetmiş küsur –bir rivayette de altmış küsur– şubedir. Haya da imandan bir şubedir.”[2] buyurmuştur. Başka bir rivayette ise şu ziyâde vardır: فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ “Bu şubelerden en üstünü ‘Lâ ilâhe illallah’ sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara itmektir.”[3]
Peygamberimiz bu hadis-i şerifinde hayâyı, Lâ ilâhe illallah demeyi ve yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi bertaraf etmeyi imandan birer şube olarak zikretmektedir. Bundan da anlaşılmaktadır ki amel, imana dâhil değil, bir anlamda onun şubelerindendir. Gerçi iman ile amel birbirinden farklı şeyler olsa da amel, bir sarayın müştemilâtı gibi, imanın teferruatından sayılmıştır. Tabiri caizse iman, evvela o sarayın, sâniyen içteki tefrişat ve dekorasyonunun plân ve projesi; amel ise bu projenin tamamen şeklî yönüdür. İşte iman ile amel arasında böylesine sıkı bir irtibat vardır. Onun için وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ ifadesi اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ üzerine atfedilmiştir.