2. Resûl-i Ekrem, ekmelü’r-rusüldür. Yani O, en mükemmel Nebi’dir. Çünkü “Ekâbir ve sultanlar, daima halk, cemaat ve ordunun sonunda gelirler.” fehvasınca Nebiler Serveri, tıpkı bir sultan gibi kendisinden önce gelen umum peygamberleri teyiden gelmiş; gelmiş ve sinesi O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) aşkıyla yanıp tutuşanlara, “Bir sultan gibi kadem bastın gönül tahtına, sultanım safa geldin!” dedirtmiştir.
3. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), hâtemü’l-enbiyadır. Meşhur kaide şudur ki, “Vahdet tekessür ettiği zaman teselsül eder gider. Ama kesret ittihad ettiği zaman da istikrar kazanır.” Tabir-i diğerle, bir meselenin istikrar kazanabilmesi için onun nihayet itibarıyla mutlaka bir vahdete bağlanması lazımdır. İşte bu vahdet, nübüvvet müessesesinde Efendimiz’le teessüs etmiştir. O’nunla vahdet tesis edildikten sonra yeni bir peygamberin gelmesi, nihayeti bulunmayan bir teselsülü gerektirir. Bu ise mümkün değildir. Dolayısıyla O (sallallâhu aleyhi ve sellem), hâtemü’l-enbiyadır ve peygamberlik ağacının en son ve en mükemmel meyvesidir.
4. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun risaleti evrenseldir. Çünkü مِنْ قَبْلِكَ ifadesiyle Allah, sanki Resûlü’ne âdeta şöyle demektedir: “Senden evvel gelen nebi ve resûllerin hepsi, Senin seleflerin; Sen ise onların hepsinin halefisin. Binaenaleyh Sen, onların bütününün mirasına vârissin. Öyleyse Sen, aynı zamanda âlemşümulsün.” Nitekim Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadis-i şeriflerinde بُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ عَامَّةً “Ben bütün insanlara gönderildim.”[29] buyurarak risaletinin evrensel olduğu hakikatini ifade etmişlerdir.
5. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirdiği hakikat ve düsturlar, diğer peygamberlerin sundukları mesaj ve disiplinleri bir araya getirerek risaleti bünyesinde toplamış ve onların hükmünü ortadan kaldırmıştır.