İçeriğe geç

Burada هُدًى kelimesinin sonunda bir de tenvin vardır. Tenvin ise tenkîr içindir ve kâfirlerin ve çirkin şeylerin bahis mevzuu olduğu yerde tahkir, mü’minlerin ve güzelliklerin bahis mevzuu olduğu yerde de tazim ifade eder. هُدًى لِلْمُتَّقِينَ’de söz konusu olan bir güzellik olduğu için, nekre bir kelime olan هُدًى kelimesi tazim ifade eder. Dolayısıyla mânâ, “O Kitap, müttakiler için çok muazzam bir hidayettir ve onlar, kendileri için bir mahz-ı hidayet olan o Kitap’tan azamî derecede istifade ederler.” şeklinde olur. Kur’ân-ı Kerim’in değişik yerlerinde geçen هُدًى لِلنَّاسِ ifadesindeki tenvinde bir tahkir (azlık, küçüklük) mânâsı mülâhaza edilecek olursa, bir bakıma “Kâfir dahi o Kitap’tan bir nebze de olsa istifade edebilir.” anlamı taşır.

Şimdi de هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ifadesinin kendisinden önce geçen âyetlerle münasebetine bakmaya çalışalım:

الٓمٓ, Kur’ân-ı Kerim’in haysiyet-i ezeliyesi noktasına bakmaktadır. Yani bu ilâhî kelâm, bir kısım sır ve remizlerle dopdolu bir mesajdır. ذٰلِكَ الْكِتَابُ insanın içinde hayret ve dehşet uyaran الٓمٓ ile hâsıl olan mânânın görünürdeki gerçeklerini anlatmaktadır. لَا رَيْبَ فِيهِ Kur’ân’ın kendine has zenginliğini ve ilmî, ahlâkî özelliğini işaretlemektedir. Yani o Kitap, her türlü şüphe ve tereddütten münezzeh, mukaddes ve müberrâ bir kitaptır. Onda ne aklî ne fikrî ne de amelî herhangi bir şüphe söz konusu değildir.

126