Mü’min, samimî insandır. Dediğini yaşama veya sadece yaşadıklarını söyleme de bir samimiyet ifadesidir. Aksi bir durumu Kur’ân, yalancı ve münafık sıfatı olarak ele alır. Dinden, imandan, Kur’ân’dan bahseden ve her fırsatta etrafındakilere İslâm’ı anlatan bir insanın hayatı, anlattığı şeylerin ölçü ve prensiplerine göre ayarlanmış olmalıdır. Onun hayatında günaha yer olmamalı veya günah bir ebedî ızdırap kaynağı sayılmalıdır. Evet, eğer onun işlediği bir günah varsa, bütün bir hayat boyu o günahın kavurucu azabını, vicdanının en derin köşesinde hissederek yaşamalıdır. Ve aslında, onun ruhunda hiçbir günah uzun süre misafir olarak kalmamalıdır.
İrşad adamı harama nazar etmez, harama el sürmez, haram yerde yürümez. Gecesi gündüzü kadar aydın, gecelerde seccadesi onun secdelerine âşıktır. Onun hayatında “Sabah namazımı kaçırdım.” sözü duyulmamıştır. Eğer iradesi dışında sabah namazını kaçırmışsa, bütün gününü inlemekle ve iç ızdırabıyla geçirir. O günkü iştahsızlığı davranışlarına akseder; eder ve kendinden geçer.. ve kim bilir nedametle nasıl iki büklüm olur!..
d. Tebliğ ve Nifak
Murâkabe ve muhasebe duygusu, tebliğ ve irşad adamını her zaman kamçılayan bir esastır. Mürşit, daima kendi içini kontrol etmeli, duygu ve tasavvurlarını denetlemeli, anlattıklarının önce nefsinde yerleşmesine ve temekkün etmesine gayret etmelidir. Mürşit, muhasebesini yapmadığı meseleleri halka anlatmaktan ve tavsiye etmekten sakınmalıdır. Bu sakınma, tebliğe mâni teşkil etmez; aksine insanda tebliğ ve irşad hissini kamçılar, geliştirir. Nifaka düşme ve münafığa benzeme korkusu, onu sürekli ihlâs ve samimiyete doğru yaklaştırır.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) irşad ve nasihati sadece lafazanlık veya diyalektik olarak ele alanlar hakkında şu ürpertici ve korkutucu beyanda bulunur: