İçeriğe geç

Ayrıca, irşad ve tebliğde bulunma meşgale ve külfeti, hiçbir zaman bizi diğer amellerde gevşekliğe sevk etmemeli; aksine şevkimizi kamçılamalı ve söylediklerimizi muhataplarımızdan daha derin bir iştiyakla yerine getirmeliyiz ki, inandırıcı olabilelim. Evet, değişik durum ve davranışlar, sözü amelini doğrulamayan tavırlar, bir aldanmışlık ifadesi ve insanın kendi itibarının tahribi demektir. Bakınız enbiyâlar serveri Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem). O, bir sürü meşgalesi arasında, dini yaşamada en küçük bir ihmal göstermiyordu. Yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda koskocaman bir devlet kurmasından, ümmetinin bütün fertleriyle yakından alâkadar olmasına, ondan da kendi aile fertlerine ait bütün problemlerle bizzat ilgilenmesine kadar, dünya kadar işle meşgul olmasına rağmen, amelinde zerrece eksilme veya aksama olmuyordu. Hatta fetih ve muzafferiyetlere karşı Cenâb-ı Hak O’nun daha çok istiğfar ve dua etmesini istiyor, O da hep Rabbinin emri mucebince hareket ediyordu.22

Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), irtidat hâdiselerine karşı en amansız kavgasını verirken ve gece gündüz ızdıraptan şakakları zonklarken, asla gece namazından taviz vermiyor, gözyaşları içinde Kur’ân tilâvetini aksatmıyordu.

Hz. Ömer (radıyallâhu anh), koskocaman Bizans ve Sasani İmparatorluklarını dize getirmişti ama nefsini dize getirmekten de hiçbir zaman geri durmamıştı.23

Hz. Osman (radıyallâhu anh), onca fitne ile uğraşırken, yine nafile orucunu tutuyor, doyma bilmeden Kur’ân’ını okuyordu. Zaten son nefesini de bu hâl üzere vermiş ve şehit olmuştu. Hatta o gün aynı zamanda oruçluydu. Şakaklarından akan kan, okumakta olduğu mushafın varaklarına ebediyet mührü gibi damlıyordu. Zaten kanın, üzerine isabet ettiği âyet de oldukça mânidardı. Âyet sanki ona: “Allah sana yeter!” diyordu.24

168