Üçüncü Bölüm Tebliğ İnsanının Ruh Portresi
Bu bölümde, ikinci bölümden biraz farklı olarak tebliğ insanının ruh portresi adına bazı hususları belirterek misallendirmek istiyoruz ki, ayrı bir zaviyeden irşad erlerinin yolları bir kere daha aydınlatılmış olsun. Belli başlıklarla vereceğimiz bu bölüm, mürşidin ruh portresiyle alâkalı olduğu için biraz da enfüsî sayılabilir.
1. ŞEFKAT
Tebliğ insanı, her şeyden evvel bir şefkat kahramanı olmalıdır. O, kaba kuvvet kullanarak hakkı kabul ettirme gibi bir yanlış yola tevessül etmemelidir. Zaten Allah’a imanın kalbte oturaklaşması da böyle bir yolla asla mümkün değildir. İrşadda şefkat, kalb ve gönülleri eritir; muhatabın gönlünü Allah ve Resûlü’nü kabule hazır hâle getirir.
Tebliğ adamı, muhatabını ikna ederek inandırır, ilmiyle yoğurur ve faziletleriyle kendine cezbeder. Tebliğ insanını gören ve onunla tanışan herkesin, onu faziletlerle donatılmış bir âbide şahsiyet olarak görüp kabullenişleri, onun söylediklerinin kabulünde tesiri, inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Korkutulan kitleler, meseleleri despot bir hava içinde sergileyenlerin şahsında, onların tebliğ etmek istedikleri hakikatlerden de ürkerler. Tebliğ edilen hakikatler, ne kadar sıcak ve ne kadar can alıcı da olsa, anlatanlardaki soğukluk dinleyenler üzerinde olumsuz tesir icra edecektir. Böyle bir davranış ise fayda değil, sadece zarar getirir. Hiç kimsenin de insanları kendi hatalarından dolayı İslâm’dan soğutmaya ve ürkütmeye hakkı yoktur.
Şefkat, her güzel haslette olduğu gibi, yine Allah Resûlü’nde zirveleşmiştir. O, büyük davasını şefkat gibi önemli esaslar üzerine oturtmuş ve tebliğini hep şefkatin ılık atmosferi altında yapmıştır. Zaten: إِنَّمَا أَنَا لَكُمْ مِثْلُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ“Ben size bir babanın evlâtlarına olduğu gibiyim.”1 diyen birinin başka türlü olması da düşünülemez.
Dipnotlar
- 1 Ebû Dâvûd, tahâret 4; Nesâî, tahâret 36; İbn Mâce, tahâret 16.