İçeriğe geç

İman, ifade ve amel bütünlüğü, Kur’ân’ın çizdiği ölçüler içinde bir mü’min için en ideal şekildir. Ondaki bu dengenin korunması da, müessiriyetin önemli bir sebebidir. “Mücahit, amel etmese de olur. Mâsiyetten kaçınmasa da doğruyu, güzeli anlatıyor ya, bu ona yeter…” gibi düşünceler, şeytanın mırıltılarıdır ve Muhammedî ruhla hiçbir alâkası yoktur.

Günümüzde bir sürü fantastik, modernist kafa ve düşünce zuhur etti. Üstelik bunlar, beyazı kara gösterecek kadar da cerbeze gücüne sahipler. Sağda solda, hep İslâm’ı anlatıyorlar, ama görüyoruz ki arkalarında bir avuç bile hâlis mü’min yok. Çünkü bunlar samimî değiller. Çok şey söylüyorlar, çok şey anlatıyorlar, hatta mücadele de ediyorlar. Ama söyledikleri ölçüde imanı ve İslâm’ı içlerine sindirememişler. Hayatları ve yaşadıkları dünya itibarıyla, batının doğrularına değil, bâtıl sistemlerine motive olan bu insanlar, yığınları irşad edelim derken onları yabancılaştırıyorlar. Aynı zamanda kendilerini de, kendi cemiyetleri içinde yabanî duruma düşürüyorlar.

Bütün bu tersliklerin ana sebebi, İslâm’ı bilmemek, onu okuyup düşünürken yaşayamamak.. yani mücadelesini verdikleri davaya, tutarsız hareketleriyle bir nevi gizli muhafelet ya da ihanet etmek!.. Bakın Kur’ân-ı Kerim, Hz. Şuayb’ı (aleyhisselâm) nasıl konuşturur:

وَمَۤا أُرِيدُ أَنْ أُخَالِفَكُمْ إِلٰى مَۤا أَنْهَاكُمْ عَنْهُ

“Ben sizi menettiğim şeyde, size muhalefet etmek istemiyorum.”6

Bunun mânâsı: “Sizi fenalıktan alıkoyup da kendim ondan faydalanmayı düşünmüyorum. Faiz haramdır derken, kendim faiz yemeyi ve rüşvet haramdır derken rüşvet almayı düşünmüyorum.” demektir. Hz. Şuayb (aleyhisselâm), içinde yaşadığı cemiyeti anlatırken, kendi doğruluğunun bir teminatı olarak bunları söylüyor. Her nebinin doğruluğunun teminatı da bu değil midir? Ümmetine söylediğinin aksini yapan bir peygamber gösterilebilir mi? Veya böyle davrananlar hiç peygamber olabilir mi?

159